TETİKTE KALIN; HER AN YENİ BİR SALVO GELEBİLİR!

Hep birlikte savunma yapıyoruz: “Kuran kursları yasaklanmadı, yasaklanan müezzinlerin hafızlık kursu vermesidir.”

Doğru yazdığımdan bile emin değilim tabii… Anayasa Mahkemesi kararını böyle anladım ben… Üstelik, devlet parası ile hafızlık eğitimi verilmesinin laiklik ilkesine uygun olduğundan da emin değilim.

Lise yıllarında, laikliğin, “din ile devlet işlerinin birbirinden ayrılması” olduğunu öğrenmiştik. Aradan 50 yıl geçti… Bu süre içinde bu kavrama ilişkin belki de yüzlerce kitap ve makale okudum; hepsinde aynı şey anlatılıyor. Laiklik, devlet işlerinin dini referanslarla yürütülmemesi; insanların istediklerine inanması veya inanmamasıdır.  

İnsanlar “laik” olmaz; devletler laik olur. İnsanların ise inançları olur; devletlerin olmaz!

İYİ Kİ FRANSA DEĞİLİZ!

Devlet, bazı inançları “muteber” kabul edip öğretmeye çalışırken diğerlerini “geçersiz” veya “kötü” sayacaksa, bu kötülüklerden kurtulmak için zor kullanması da gündedeme gelebilir. Bu durumda, bazı dini anlayışların AFAROZ EDİLMESİ ve ENGİZİSYON tipi mahkemelerin oluşturulması kaçınılmaz olur. Aslında laiklik, hem insanları hem de devletleri korumaktadır.

Fransız devleti, özellikle son yıllarda, insanların inançlarına sıklıkla müdahale etmeye başlamıştır. İyi ki Fransa değiliz. Biz bu konuda Fransa’dan bile ilerideyiz!

Zaten Din İşleri Dairesi de pek çok ülkenin terine, doğrudan merkezi otoriteye değil, Kıbrıslı Türklerin geleneksek kurumu Vakıflar İdaresi Örgütü’ne bağlıdır. Din işlerini yürütmek devletin değil, en azından “yarı sivil” diyebileceğimiz bir nitelikte olan Vakıflar İdaresi’nin (Evkaf) görevidir. Onu giderek devletleştirmekte olan bizleriz; giderek laiklikten de uzaklaşmış oluyoruz.

Fransa olmasak bile, KKTC’de bile tam anlamı ile laik olduğumuz da söylenemez aslında.

“İDEOLOJİK VE DOĞMATİK”

Laikliği veya insanların dini inanışlarını bunun dışında bir bakış açısı ile değerlendirmeye kalkışmak, bütünüyle “ideolojik ve doğmatik bir aklın ürünü” olacaktır. Herkesin dünyayı ve yaşamı, sizin anladığınız gibi anlamasını ve yaşamasını istemenizin ve zorlamanızın ürünü… Kendi ideolojinizi başkalarına dayatma çabalarınızın ürünü… Din ve vicdan özgürlüğüne değer vermez, başında olduğunuz devletin laik olmasını kabul edemezseniz yapacağınız da budur zaten.

Aslında hepimiz “ideolojik” bir bakış açısına sahibizdir; dünyayı kendi penceremizden görür ve öylece yaşamaya çalışırız. Önemli olan, ideolojimizin yanlış olabileceğini de düşünmek ve başkalarının bizim ideolojimize uygun yaşamasını talep etmemek; onlara kendi hayatlarını yaşama özgürlüğünü tanımaktır. Önemli olan “doğmatik” olmamak, değişmeye açık ve hazır olmaktır.

YENİ SALDIRILAR

KKTC’de kuran kurslarının yasaklandığı haberinin yanlış olduğunun anlaşılmasının üstünden dört gün geçti. Bu “yanlış haber” vesilesi ile yaşananların muhatapları “özür dileriz yanlış anladık” demediler. Belki de Kıbrıslı Türkler hakkında içlerinde biriktirdiklerini ifade etmişlerdi; pişman değillerdir! Öyle anlaşılıyor ki beklentileri, Kuzey Kıbrıs’ın bir “hafızlık okulu” haline getirilmesi, din adına yapılanlar hakkında sorgu-sual edilmemesidir.

“Yanlış anlama var” diye savunma yapıyoruz ama bu savunmanın bir işe yaramayacağı da belli olmuştur. Hazırlıklı olun, ilk fırsatta yeni salvolar gelecektir. Bu salvolardan “sin da gülle geçsin” diyerek kurtulamayacağımız da iyice açığa çıkmıştır. Bizi bu saldırılar karşısında zayıf duruma düşüren yüklerden behemehal kurtulmanın yollarını bulmak ve güçlenmek gerekmektedir.

1 YORUM

  1. Hasan kardeşim, adaş kardeşim…
    Yazılarını hep dikkatle okurum ve hep beğenirim…
    Ancak konunun göbeğinde bulunduğun için gelişmeleri pek net göremiyorsun gibime geliyor.

    Artık Kıbrıs konusunda verilecek kararlar Türkiyenin pek elinde değil gibime geliyor. Batıdaki güçlerin istedikleri olacaktır, göreceksin…

    Günün birinde tekrar görüşmek umuduyla…,

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here