Lefkoşa, 21 Haziran 26 (TAK): Birleşmiş Milletlerin (BM) Kıbrıs sorununda AB içerisinde yer alan ve geçmişten farklı olarak daha gevşek bir federasyon modelini öngören bir çözüm planı sunmaya hazırlandığı iddia edildi.
Politis gazetesi: “AB İçerisinde Gevşek Çözüm İçin Plan – Holguin’in Görüştüğü Gevşek Çözüm Planı Ne” başlıkları altında manşet ve iç sayfalarından geniş yer verdiği haberinde, BM’nin, gerçekleştirilmesi öngörülen uluslararası konferansta yeni bir plan sunmaya hazırlandığını, BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Kişisel Temsilcisi Maria Angela Holguin Cuellar’ın görüşmelerini de bu çerçevede gerçekleştirdiğini iddia etti.
Gazete yazarlarından Dionisis Dionisu’nun kaleme aldığı yazıda, şu andaki gündemin bir beşli veya genişletilmiş konferans gerçekleştirilmesinden ziyade BM Genel Sekreteri’nin bu konferansa hangi içerikle gideceğinin olduğunu iddia etti.
Dionisu elde ettiği bilgilere dayandırarak kaleme aldığı yazısında, Holguin’in temaslarında gündeme gelen çözümün, önceki yıllarda görüşülen “Ağır federasyon” çözümüne dönüş yerine AB’de yer alacak, Kıbrıslı Rumların federasyon ve Kıbrıslı Türklerin ise konfederasyon olarak adlandırabilecekleri “Gevşek bir federasyon” olduğunu öne sürdü.
Bu çözüm modelinin, Kıbrıs Rum tarafının; iki toplumlu iki kesimli federasyon tezi ile Kıbrıs Türk tarafının egemen eşitlik ve devlet siyasi varlığının tanınması tezi arasında “Yaratıcı belirsizlikle bir bağ kurulmasını” amaçladığı belirtilirken, devam eden temasların merkezinde ise eski ancak belirleyici bir alışverişin, toprak iadesine karşılık tanınma unsurunun bulunduğunu savundu.
Toprak unsurunun, “Varoşi (Maraş), Morfu (Güzelyurt) ve Mesaoria (Mesarya)” bölgelerinin iadesini içeren Crans Montana’daki haritaya “Dokunduğu” belirtilirken, bunun karşılığında Kıbrıs Türk tarafının ise siyasi eşitliğinin, sadece sözel değil, devlet içinde fonksiyonel bir şekilde tanınmasının talep edileceği vurgulandı.
Yazıda, görüşülen modelin; “İki kurucu devletçik arasında gevşek ilişki bulunan bir devlet” şeklinde tanımlandığı, Kıbrıs sorununun daha önceki aşamalarında görüşülen ve 120 ortak yetki içeren ağır bir federal modelden söz edilmediği belirtilirken, “Mevcut mantığın, ortak yetkilerin ciddi şekilde azaltılması, günlük yönetimin büyük bir bölümünün iki kurucu devletçiğe aktarılması” şeklinde olduğu ifade edildi.
Merkezi yapının ise, yeni devletin gündelik çıkmazlar yaratmayacak şekilde uluslararası alanda ve AB içerisinde fonksiyonel olabilmesi öngörülüyor.
Elde edilen bilgilere göre, söz konusu modelde, “İki kurucu devletçik, iki meclis ve federal konular için ise daha ziyade gözetmen şeklinde çalışacak bir birim” öngörülürken “Seçilmiş federal meclisin olmayacağı, meclisin daha ziyade Avrupa Konseyi’ni anımsatan şekilde, Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türk milletvekillerinden oluşacağı” iddia edildi.
Yazıya göre bu “birim”, sadece iki devletçiğin kararına bırakılamayacak ortak konuları üstlenecek. Bu yapı, Kıbrıs Rum tarafının Kıbrıslı Türklerin vetosu sebebiyle işlevsizlik yaşanacağı endişesini Kıbrıs Türk tarafının ise, Kıbrıslı Rum milletvekillerin sayısal üstünlüğüne dair endişelerini ortadan kaldırmayı hedefliyor.
BAŞKANLIK KONSEYİ
Yürütme yetkisi düzeyinde ise görüşülen senaryo, başkanlığının, Kıbrıs Rum tarafının lehine olacak şekilde 2’ye 1 veya 3’e 1 oranıyla dönüşümlü sürdürüleceği bir başkanlık konseyi oluşturulması şeklinde. Bu formülün, klasik dönüşümlü başkanlıktan daha esnek bir şekilde siyasi eşitliği getirmeyi amaçladığı öne sürüldü.
Yazıda, Rum Yönetimi Lideri Nikos Hristodulidis’in “Dönüşümlü başkanlığı, federal ancak daha ziyade simgesel bir Cumhurbaşkanı olması, gerçek yürütme yetkisinin Kıbrıslı Rum bir başbakana verilmesi durumunda görüşmeye hazır olduğunu dile getirdiği” iddia edilirken, bu fikrin Kıbrıs Rum tarafına “İşlevselliği sağlama unsuru” olarak sunulabileceğini ancak Kıbrıs Türk tarafınca kabul görmesinin çok zor olduğu yorumunda bulunuldu.
Bu aşamada devreye giren en büyük zorluğun, Bakanlar Kurulu’ndan en az bir Kıbrıslı Türk’ün onay oyunun Kıbrıs Türk tarafınca gerekli görülmesi olduğu, Kıbrıslı Türklerin, bu unsur olmadan gerçek bir siyasi eşitliğin sağlanamayacağını öngördükleri, Kıbrıslı Rumların ise bu unsurun “günlük engelleme mekanizmasına” dönüşmesi endişesini taşıdıkları belirtilirken, bu durumun aşılması için “hayati unsurların oylanmasında kullanılmasıyla sınırlandırılması veya çıkmazların çözülmesi mekanizmasının oluşturulması” gibi bir formülün bulunması gerekeceği ifade edildi.
Yazıda, Holguin’in, bakanlar kurulunun oluşumunun beş ya da altı bakanlığı geçmemesi gerektiği düşüncesinde olduğunu ve görüşülen bakanlıkların ise; dışişleri, savunma, ağırlıklı olarak vatandaşlık işleriyle ilgilenecek içişleri, ekonomi ve AB bakanlıkları olduğu öne sürüldü.
Diğer bir deyişle ortak devletin sadece uluslararası temsiliyet, güvenlik, AB’yle ilişkiler ve temel ekonomik uyum için gerekli asgari unsurlarla ilgileneceği belirtilirken, diğer tüm unsurların ise kurucu devletçiklere ait olacağı vurgulandı.
Her iki toplumun kesin bir şekilde AB müktesebatını uygulayacaklarını, bu sebeple de Kıbrıs Türk tarafının müktesebatla uyum sürecine girmesinin gerekeceğini belirten yazar, Bakanlar Kurulu’na turizm ve inovasyon gibi konularda “teknik komitelerin” eşlik etmesi, “birlikte yaşam” konusunda da bir “bilgeler grubunun” oluşturulması fikirlerinin de bulunduğunu aktardı.
GÜVENLİK NATO’YA HAVALE
Garantörler konusuna da değinilen yazıda, Kıbrıs Rum tarafının 1960 garantilerinin kaldırılmasını, Kıbrıs Türk tarafının ise bunların kalması veya Türk askerlerinin Kıbrıs’tan çekilmesi öncesinde uzun bir sürenin verilmesini istedikleri belirtilirken, bu sorunun çözümü konusunda BM’nin ise NATO’ya sıcak baktığı iddia edildi.
Holguin’in Ankara temaslarında konunun gündeme geldiği, Türkiye’nin konuyu “dışlamadığı” da öne sürüldü.
2-3 YILLIK GEÇİŞ DÖNEMİ
Yazının devamında ise, çözümün uygulanması için 2 ya da 3 yıllık bir geçiş döneminin görüşüldüğü, bu geçiş döneminde, Maraş gibi ilk toprak iadelerinin yapılması ve Kıbrıslı Türklerin “3D” olarak adlandırdığı doğrudan ticaret, doğrudan temaslar ve direkt uçuşların da aşamalı olarak benimsenmesinin öngörüldüğü iddia edildi.
Yine aynı dönemde “Kıbrıs uçaklarına Türkiye FIR alanları yasağının kaldırılabileceği ve Kıbrıs gemilerine Türk limanlarına girişine izin verilebileceği” belirtilirken “Böylece çözümün kağıt üzerinde kalmamasının sağlanacağı” öne sürüldü.
DOGAL GAZ
Yazıda, yine bu dönemde doğal gazın kullanılması görüşmelerinin başlayabileceği belirtilirken, elde edilen bilgilere göre Türkiye’nin “Mısır’la görüşülen fiyatlardan çok da yüksek fiyata Kıbrıs’tan doğal gaz satın alma niyetiyle Kıbrıs’a doğal gaz boru hattı döşemeye hazır olduğunu dile getirdiği” öne sürüldü.
Yazıda, en büyük soru işaretinin ise liderlerin bu tür bir müzakereye girmeye hazır olup olmadıkları olduğunu, yapılan görüşmelerden çıkan sonuca göre, Tufan Erhürman’ın bu tür bir çerçeveyi görüşmeye çok daha hazır görünmesine karşın Hristodulidis’in “Daha tereddütlü göründüğü” iddia edildi.
BM’den bir kaynağın, Hristodulidis konusunda “Görüşme sürecinin başlamasının gerekli olması ile iç siyasetteki baskıları nasıl dengeleyeceği karmaşasından” bahsettiği öne sürülürken, Hristodulidis’in Kıbrıs Rum toplumuna, kısıtlı ortak yetkiler ve güçlü Kıbrıs Türk katılımının olduğu gevşek bir federasyonun konfederasyona kayma olmadığını nasıl izah edeceği unsurunun da bulunduğuna dikkat çekildi.
Yazıda, Türkiye’nin; özellikle de gümrük birliği başta olmak üzere AB’den ciddi karışıklar verilmesi durumunda diyaloga girmeye veya beşli konferansa katılmaya hazır olduğu mesajını verdiği öne sürülürken bu durumun, Kıbrıs sorununun artık iki toplumlu veya Kıbrıslı Rum-Türk sorunu olarak ele alınmadığını gösterdiği iddiası dile getirildi.
Yazıda ayrıca, Holguin’in üzerinde çalıştığının özünde siyasi gerçekçiliğe sahip bir plan olduğu, yapıcı belirsizliği bir araca çevirmeye, Kıbrıslı Rumlara ihtiyaç duydukları federal devamlılığı, Kıbrıslı Türklere ise istedikleri siyasi eşitliği ve tanınmayı sağlamaya çalıştığı yorumunda da bulunuldu.


