Toplumda şiddet eğiliminin son hızla arttığı ve bunun başlıca kurbanlarının ise kadın ve çocuklar olduğu inkar edilemez bir gerçeklik haline geldi.
Kadınlar, ailenin yükünü sırtlıyor; çalışıyor, doğuruyor, çocuklarının sorumluluğunu alıyor ve eşlerini de bu hedeflere bağlı tutmaya çalışıyorlar. Erkeklerin bu yükü kaldıramadığını görmek için çok bilgili veya akıllı olmaya gerek yok!

Bu yükün altından kalkamayan erkekler, kadim bir yönteme veya kadını boyun eğdirmeye ve kaderine razı etmeye yöneliyorlar. Şiddet de bu noktada ortaya çıkıyor olmalıdır!
Ama bu bir gözlem… Sonucun gözlemlenmiş hali…
Aile içi şiddetin kaynakları konusunda elimizde herhangi bir araştırma olmadığını herkes biliyor. Konunun uzmanları bile araştırma olmadan, verilere dayanmadan; sadece gözlemleri ile yetinmek ve ona göre konuşmak zorunda bırakılıyor.
Yukarıdaki yaklaşımı dikkate alırsak öncelikle toplumda şiddet eğiliminin artmasının, ikinci olarak ise bu şiddetin kadınlara yönelmesinin nedenlerini bulmamız ve analiz etmemiz gerekiyor. Konu ile ilgili “bilgi” üretmek zorunluluğu vardır.
Toplumsal cinsiyet eşitliği diye konuşup duruyor ve bunun varolup olmadığını sayılarda arıyoruz. Meclis’te kaç kadın var; hangi meslekte hangi cins ağırlıktadır gibi göstergeler, başka bir anlamda “sonuçlarla” uğraşıp duruyoruz. Sonuçları etkileyecek eylemlerin neler olacağını saptamamıza yardımcı olacak ve bize yol gösterecek olan verileri üretmeden yapılan bu tartışmalar şiddeti engellemek yerine belki de körüklüyor. Bilmiyoruz!
Şiddet eğiliminin artmasını, kadınların kurban olarak seçilmesini önleyemese bile azaltabilecek bir eylem planı ancak bu sürecin sonunda ortaya çıkabilecektir.
Önce bilelim, sonra tartışalım ama bu sürede olan kadınlarımıza oluyor… Önleyici tedbirler için hemen harekete geçmek; sorunun esas kaynaklarını anlamak için de geç kalmamak gerekiyor.
KKTC devleti, bu işe kaynak ayırmak zorundadır. Yerliler yetmezse bu alanda başarılı işlere imza atmış yabancı uzmanlardan yararlanmak gerekliliği vardır. Bu işin ucunda ölüm vardır; mutsuz bir hayat ve şiddet ortamında büyümüş çocuklar vardır. Şiddet sarmalının giderek büyümesi ve önlenemez hale gelme tehlikesi vardır. Bu uğurda yapılacak hiçbir harcama boşuna harcanmış olmayacaktır.
Ama para yok! Para başka yerlere akıtılıyor; bu işler için kullanılacak kaynak bulunamıyor.
İşte bizim FİYASKOMUZ!
Kimisi “bizim hikayemiz” dese bile inanmayın… Ortada acı bir hikaye, başka bir değişle tam bir FİYASKO vardır!

