Şimdiye kadar basına ve mahkemeye yansıyan bilgiler, Filojet felaketinin tek bir hatadan değil, pek çok etkenin birleşmesinden kaynaklandığını anlamamız için yeterlidir.
Taşıtın kendisi sorunludur. Konuyla doğrudan ilgili uzmanlar, bu teknenin denizde seyretme belgesini nasıl aldığının soruşturulmasını istiyor. Yargıç da aynı soruyu gündeme getirdi ve buna açıklık kazandırılmasını istedi.
Kaptan da sorgulanıyor. Tanıyanlar onun çok iyi bir insan olduğunu tekrarlayıp duruyorlar ama mesele bu değil. Hem ehliyeti hem de olay sırasındaki davranışları tartışma konusu.

Teknenin Girne Limanı’ndan çıkışına izin verilmesi de ayrıca sorgulanmalıdır. Can yeleklerinin yetersiz olduğu söyleniyor. Teknenin bir gün önce su aldığı da iddia ediliyor. Bunlar doğruysa, böyle bir teknenin denize çıkmasına nasıl izin verildiği sorusu kaçınılmaz olarak gündeme geliyor.
Üstelik ikinci kaptanın, varacakları saatte Taşucu Limanı’nın kapalı olacağını söylediği aktarılıyor. Kapalı bir limana doğru yola çıkan teknenin Girne’den ayrılmasına neden izin verildiği de başlı başına açıklanmaya muhtaçtır.
Mürettebat da sorunlu görünüyor. Yeterince eğitimli olmadıkları, facia sırasında kurtarmaya öncülük edemedikleri anlaşılıyor. Ardından çalışma yasalarına uygun biçimde çalıştırılmadıkları da ortaya çıktı.
Gemide manifestoda görünmeyen kişilerin bulunmuş olabileceği bile konuşuluyor.
Her şey sorunlu ama daha temel bir sorun da var: Gemilerin denetimini yapmak Limanlar Dairesi’nin yasayla belirlenmiş görevlerinden biridir. Daireye bağlı Gemi Sicil ve Sörvey İşleri Amirliği bile var. Buna karşılık Kaptan Ulus Göker, gemileri denetleyen mekanizmanın üç, dört, belki beş yıldır çalıştırılmadığını söyledi. Bu işi yapan kaptan ve başmühendisin emekli olduğunu, yerlerine kimsenin atanmadığını anlattı.
Denetim yapılmamasından herkes memnun olmalı ki bu sorunu ilk kez bu felaket sonrasında duyuyoruz. Denetlemekle görevli mekanizma yıllardır çalışmıyorsa, Filojet’i kim, nasıl denetleyecekti zaten?
Sorunsuz olan bir şey kaldı mı?
Şimdilik sorgulanmayan tek halka, limanlarda ve çevrede bulunan gezi teknelerinin hızlı müdahalesidir. Olay fotoğrafları bile ne kadar etkili olduklarını gösteriyor. İnsanların kurtarılması için büyük çaba harcadılar ve herkesin takdirini kazandılar. Kurtarmanın resmi tarafı ise sorgulanıyor. Yardım talebi mi geç ulaştı, yoksa resmi müdahale mi yetersiz kaldı, şimdilik bilmiyoruz. Mahkemede bu konu ayrıntılı biçimde sorgulanırsa önemli gerçeklerin ortaya çıkabileceğini düşünüyorum.

Taşıt, kaptan, mürettebat, sörvey, denetim, limandan çıkış, yolcu kaydı, çalışma düzeni ve kurtarma organizasyonu…
Bu faciayla ilgili olarak nereye dokunsak bir sorun, nereye baksak bir soru çıkıyor.
Diğer alanlarda tamamız ama değil mi?
Bir tek denizciliğimiz batmıştır… Onu da Arıklı batırdı!

