Erhürman ile Hristodulidis görüştü… Görüşmeye devam edecekler ama ortada elle tutulur bir ilerleme yok. Yeni güven artırıcı önlemlerde bile uzlaşma sağlanamıyor. Müzakerelerin hangi yöntemle ve hangi koşullarda başlayacağı konusunda tarafların farklılıkları devam ediyor.
Hristodulidis, aynı günlerde, Mısır ve Yunanistan’la birlikte Doğu Akdeniz’deki işbirliğini güçlendimeye çalışıyordu. Enerji, doğal gaz, elektrik bağlantıları, deniz yetki alanları ve güvenlik konularında yeni adımlar atıyorlar. Rum tarafının bölgedeki konumu güçlenirken Doğu Akdeniz’de Türkiye karşıtı cephe sağlamlaşıyor ve Rum tarafı bunun merkezinde yer alıyor.
Rum tarafı, “Kıbrıs sorunu çözülene kadar dış politikamızı donduramaz, uluslararası ilişkilerimizi güçlendirmekten vazgeçemeyiz” diyebilir. Ama ortada görmezden gelinemeyecek bir çelişki var: Masada Türklerle ortak bir devlet kurmayı konuşurken, masanın dışında Kıbrıslı Türklerin ve Türkiye’nin içinde olmadığı bir Doğu Akdeniz düzeni kurmaya çalışıyor.
Buna karşılık Türk tarafında, ters yönde benzer bir süreç yaşanıyor. Çözümsüzlük uzadıkça Kuzey Kıbrıs Türkiye’ye ekonomik, siyasi ve güvenlik bakımından daha fazla bağlanıyor. Masada yakınlaşmaya çalışan iki toplum, masanın dışında birbirinden uzaklaşıyor.
Kıbrıs sorunu artık yalnızca iki toplum arasındaki bir paylaşım sorunu değildir. Doğu Akdeniz’deki Türkiye-Yunanistan-Mısır-İsrail-AB denkleminin giderek daha fazla parçası haline geliyor.

Bu şartlarda asıl soruyu sormak gerekiyor: İki toplum lideri masada çözüm ararken masanın dışında birbirimizden uzaklaşmaya devam edersek, bir gün gerçekten ortak bir Kıbrıs’ta buluşmamız nasıl mümkün olacak; olabilecek mi?
Biz uzaklaşacağız ama çözüm yakınlaşacak!
Belki de öyle olacak! Öyle olacak ama bu çözümde iki taraf olmayacak! Bir galip, bir de mağlup olacak!

