Holguin’in çabaları, Kıbrıs’ta yaşanmakta olan durumdan memnun olanları tedirgin etti. Holguin gerçekçi oldukça ve çalıştıkça bu tedirginlikleri artacaktır. Holguin’in gerçekçiliği ve çabaları bizi yeni bir durum yaratmaya yaklaştırdıkça tehlikeler abartılacak, suçlamalar yoğunlaşacak.
Bunlar sadece bizim tarafta olmayacak; Rumlarda da yaşanacak!

“Çözüm” dediğimiz zaman ise “iki tarafın da kabul edeceği yeni durumu” anlamamız gerekiyor. Holguin, bugünkü duruma en yakın çözümü arıyor. Yakın gelecekte BM Genel Sekreteri Gutterres ile New York’ta, ardından AB yetkilileri ile Brüksel’de görüşerek yeniden adaya gelmesi beklenen Holguin’in arayışlarını temellendirdiği noktalar Politis gazetesinde yazılan kadar ayrıntılı değil. Ayrıntılar, bu süreçte ilgili tarafların katılımı ile ortaya çıkacak.
Holguin’in, iki tarafı gevşek bağlarla bağlamaya çalıştığı ve sonuçta adada “tek bir devlet” görünümü oluşturmaya çalıştığı sır değil. Misyonu bu… AB’ye büyük görevler yüklüyor. Bu işin sırrının Türkiye-AB ilişkilerinde yattığını açık açık söylüyor.
Kuzey Kıbrıs da AB toprağı sayıldığına göre “AB çatısı altında tek devlet görünümlü iki ayrı entite” arayışında olması oldukça gerçekçi görünüyor. Türk tarafı iki devlet, Rum tarafı birleşik bir devlet isterken iki tarafın kendi işlerini kendilerinin görecekleri kadar birbirinden uzak ama dıştan bakıldığında bütün görünen bir şey araması mantıklı değil mi?
Bildiğimiz ve anladığımız kadarıyla Holguin, bu esaslar çerçevesinde bir arayış başlattı. Bu süreci 3 yıla yaymaya çalışıyor. Araya geri dönüşü olmayacak “kazanımlar” sıkıştırmak istiyor. Rumlar Maraş’ı geri alsın; Türkler dünyaya açılsın…
Toprak işini ilk defa Politis’in yayınında okuduk. Belli ki Holguin bunu sona bırakmaya çalışıyordu ama birileri öne almak istedi. “Birleşik görünen iki devlet” olacaksa aralarındaki sınır da belli olacak. Sınırın belirlenmesi, “toprak düzenlemesi” demek değil mi? Kaldı ki “mülkiyet sorunu” da var; onun nasıl çözümleneceği de belli olmalıdır.

Holguin’in “kapsamlı bir çözüm planı” sunmak yerine yeni bir süreç yaratmaya çalıştığı açıkça ortadadır. Yanıtını vermediği çok sayıda soru olacaktır. Bunların yanıtı, bu süreç içinde bulunacak ve boşluklar böylece doldurulacak.
“Çözüm” denilen kavramdan herkesin farklı şeyler anladığını biliyoruz ama hiçbir şey değişmeyecekse “çözüm” denen şeyin ne olacağını bilmiyoruz!
Çözüm, eninde sonunda bugünkü durumun değişmesi ile olacak. Buna katkı koymak isteyenler veya çözüm aramaya niyeti olanlar bu sürece olumlu bir şekilde katılacak; bugünkü durumdan memnun olanlar ve değişmemesini isteyenler bozmaya çalışacak.
Biz bunu defalarca yaşadık, gördük ve biliyoruz. Holguin de yaşayacak ve görecek!

