TAM BİR UTANÇ! BİR YÖNETİMİMİZ BİLE YOK!

Kim iyi, kim kötü? Hangi karar doğru, hangi karar yanlış? Konuşup duruyoruz… Tartışmıyoruz; sadece konuşuyoruz!

Bir konuşmaya “tartışma” denebilmesi için, ortada farklı argümanların olması, bu argümanların dayandığı gerekçelerin bulunması ve bazı gerekçelerin geçersizliği kanıtlandıkça argümanların yeni şekiller alarak olgunlaşması lazım…

On aydan beri bir salgın sürecindeyiz ama konuştuğumuz tek şey var: Kapatalım mı; kapatmayalım mı? Daha ikinci aşamaya bile geçemedik; kapatırsak ne olacağı bile konuşamadık!

Şimdi biz buna tartışma mı diyeceğiz? Yoksa bu tartışmadan etkilenecek yöneticilerimizin olduğunu mu düşüneceğiz?

YÖNETİM YOKTUR!

Yazıp duruyoruz ama her gün ortaya yeni kanıtlar çıktığından tekrar etmek zorunda kalıyoruz.

Sağlık Bakanlığı’nın salgını yönetebilmesi için önce kendini yönetmesi gerekirdi: Sağlık servislerini her yönüyle takviye etmesi lazımdı… Yeni mekanlar; yeni personel; yeni ekipman ve yeni ilaçlar gerekirdi.

Aylarca konuştuk durduk! Konuşulanlara bakarsak, spor salonundan pandemi merkezi yarattık; Burhan Nalbantoğlu Hastanesi’ni Kolan’a taşıyıp eski yerini tümüyle pandemiye ayırdık; olmadı Kolan’ı satın alıp pandemi hastanesi yaptık… Aslında bunların hiçbirini yapamadık!

Bazı doktorların salgın merkezinde çalışmayı reddettikleri konuşuluyor. Salgın için fedakarca çalışan personele teşekkür ederken “çalışanlar olduğu kadar, çalışmayanların varlığından” da söz ediliyor ama bunların ne kadar ve kimler olduğunu, bunlar için herhangi bir yaptırım uygulandı mı bilmiyoruz! Bir ordu düşünün ki bir kısmı savaşmayı reddediyor ve savaşan arkadaşlarını seyretmekle yetiniyor. Yönetenler de onları seyrediyor!

Çalışan personelin yeterli olduğunu elbette düşünemeyiz; takviye gerekiyor… GEREKİYORDU! Şimdiye kadar onlarca doktor; yüzlerce yardımcı eleman alınmalıydı. Seçim için istihdam yapıldı ama sağlık için yapılmadı. Bunun somut örneği Türkiye tarafından yapılan Acil Durum Hastanesi’nin hala daha devreye konulamamış olmasıdır. Tam bir UTANÇ!

UKALALIK DİZ BOYU

Durum budur ama bizi yönettiği iddiasında olanlar, salgını iyi yönettiğimiz için kayıplarımızın az olduğunu söyleyebiliyorlar. Kayıpların farkında değiller de ondan… Aslında şimdi yapılanların yerine neler yapılabileceğinin ayırdına varamayacak durumdadırlar da ondan…

“Bilmemek” onlar çin geçerli bir “özür” olabilir ama toplum sağlığı ve ekonomisinin bundan etkilenmemesini nasıl sağlayacağız?

İşte bunun için yönetim gerekiyor… Vasat veya vasatın altında bir performans göstermemek için rekabetçi bir anlayışla sorunları tartışmak gerekiyor.

“Kim iyiyse o kazansın” derler ya; bize bunu sağlayacak rekabetçi bir siyasi hayata ihtiyacım var…

Bir yıl daha geçti ve ufukta böyle bir umut yok.

Nasıl olsun ki? Aralık ayındayız ve yönetmek iddiası ile bazı mevkileri ellerinde tutanların evlerinin bu ayki kazancı, sıradan bir esnafın bir yıllık kazancına denktir; asgari ücretlinin yıllık kazancının ise neredeyse iki katı…

Sağlığa yatırım yapacaklar diye kendi kazançlarından olmalarını; düzeni değiştirecekler diye düzenlerini bozmalarını bekleyebilir miyiz?

Hazır, bir finansör buldular! Değişmelerini veya değiştirmelerini bekleyebilir miyiz?

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here