
Turizmde en büyük yanılgıyı konuşarak başlayalım: Kriz olunca talep düşer. Hayır. Bugün Akdeniz’de olan şey çok daha net: Talep düşmüyor, yön değiştiriyor.
Rusya-Ukrayna Savaşı ile başlayan kırılma, İsrail merkezli gerilimle birlikte yeni bir turizm düzeni kurdu. İnsanlar seyahatten vazgeçmedi. Sadece risk gördüğü yerden uzaklaşıp, kendini daha güvende hissettiği destinasyonlara yöneldi.
Bu yüzden bugün Yunanistan dolu, İspanya pahalı, İtalya sezonu uzatıyor. Mükemmel oldukları için değil, oyunu doğru okudukları için.
Akdeniz artık bir tatil haritası değil, bir algı haritası. Ve bu haritanın tam ortasında Kıbrıs duruyor.
Aynı adada iki farklı refleks, iki farklı akıl, iki farklı sonuç: Güney Kıbrıs bu süreci yönetiyor. Konumlanıyor, hedef pazarını yeniden kuruyor, fiyatını yukarı çekiyor. Kuzey Kıbrıs ise hâlâ ne olduğunu anlamaya çalışıyor.
Sorun şu ki, Kuzey Kıbrıs’ın problemi potansiyel değil. Sorun, yönetim refleksi.
Çünkü gerçek şu: Bu ada bugün “kalabalıktan kaçan turist için keşfedilmemiş bir alternatif” olabilir. Aynı anda “riskli coğrafyaya yakın, belirsiz bir destinasyon” olarak da algılanabilir. Bu tamamen nasıl anlatıldığıyla değil, nasıl yönetildiğiyle ilgili.
Biz ne yapıyoruz?
Reklam. Sürekli reklam. Kampanya yapıyoruz, video çekiyoruz, slogan buluyoruz. Turizmi hâlâ tanıtımla yönetebileceğimizi sanıyoruz. Oysa kriz döneminde turizm reklamla değil, refleksle yönetilir.
Bugün en büyük problemimiz bu: Turizm, sektörden kopuk yönetiliyor. Sahada başka bir gerçek var, masada başka bir gündem. Acenta başka konuşuyor, otelci başka yaşıyor, karar verici başka bir şey anlatıyor.
Ortada koordinasyon yok. Plan yok. Strateji yok. Veriyle hareket eden bir yapı yok. Ama reklam var.
İşte tam bu yüzden küçük bir dalga bizde büyük bir sarsıntıya dönüşüyor. Çünkü sistem yok.
Şunu açıkça söylemek lazım: Bu yapı ile kriz yönetilemez. Bu yapı ile fırsat yakalanamaz. Bu yapı ile turizm sürdürülemez.
Oysa yapılması gereken şey aslında çok basit, ama irade istiyor: Kriz masası. Gerçek bir kriz masası.
Her gün veri okuyan. Pazarları anlık takip eden. Hangi ülke düşüyor, hangisi yükseliyor bilen. Uçuşu, fiyatı, ürünü buna göre yöneten. Sektörle birlikte karar alan.
Yani turizmi gerçekten yöneten bir mekanizma. Çünkü bugün turizm dediğimiz şey artık statik değil. Bugün talep sabit değil. Bugün turist sadık değil. Bugün kararlar aylar öncesinden alınmıyor. Bugün turizm anlık. Ve sen anlık değilsen, yoksun.
Kuzey Kıbrıs için mesele çok net: Ya bu yeni düzene adapte olacak,
ya da eski alışkanlıklarla küçülmeye devam edecek.
Peki ne yapılmalı?
Önce gerçekle yüzleşilecek. Tek pazara bağımlılıkla bu iş yürümez. Kısa konaklama ile bu ekonomi dönmez. Casino ve deniz-kum ile bu yapı sürdürülemez. Ürün çeşitlenecek. Kırsal turizm devreye girecek. Gastronomi, kültür, deneyim paketlenecek. Ulaşım konusu ideolojik değil, ekonomik ele alınacak. Turist nereden gelirse gelsin, bu adaya değer bırakıyorsa kabul edilecek. Enerji maliyetleri düşürülmeden rekabet olmaz.
Ve en önemlisi: Turizm yönetimi, turizmi bilenlerle yapılacak.
Son söz: Akdeniz’de kriz yok; yer değiştiren bir talep var. Bu talebi yakalayan kazanacak. Geri kalanlar ise her sezon sonunda aynı cümleyi kuracak: “Bu sene de beklediğimiz gibi olmadı.”
Oysa mesele hiçbir zaman beklenti değildi. Mesele, hazırlıktı!

