RAMAZAN’DAN KALANLAR: AÇLAR VE YOKSULLAR NE OLACAK ŞİMDİ?

RAMAZAN AYI, YOKSULLARI DOYURMA AYI OLARAK İCRA EDİLDİ. DİN ADAMLARI YANIT VERSİN: RAMAZAN BİTTİĞİNE GÖRE YOKSULLARI KİM DOYURACAK?

0
blank

Ramazan ayı ve bayram geride kaldı. Dini inançlar söz konusu olunca bunun çok zor olacağını biliyorum ama yine de geriye bakarak bu aydan kalanların ne olduğunu şöyle bir düşünmenizi öneriyorum.

İslam dinine inananlar için olduğu kadar diğer dinlere mensup insanlar için de kutsal günler veya aylar olduğunu biliyoruz. Bütün insanlar kendi hayatlarını kendi inançlarına göre yaşama hakkına sahiptirler. İnançlara saygı gereği bütün bu kutsallıkları saygı ile karşılıyor ve herkesin kendi hayatını kendi inançlarına göre yaşama alanına sahip olması gerektiğini savunuyoruz.

Bu özgürlüğün sınırı da başkalarının özgürlüklerinin başladığı yere kadardır tabii… Birimiz istediği gibi yaşayacaksa, diğeri de istediği gibi yaşayabilecek demektir. Oysa kendilerini “İslam dini önderi” olarak kabul edenler, toplum hayatını şekillendirmek iddiasını giderek yükseltmektedirler. Bu nedenle daha fazla görünür olmak, daha fazla organizasyon yapmak ve sonuçta daha fazla baskı uygulamak gibi bir tutum almaya başladılar.

blank
RESİM NEYİN NE OLDUĞUNU; RAMAZAN’IN NASIL YAŞANDIĞINI ANLATIYOR!
………………………………………………………………………………………..

Geride bıraktığımız Ramazan ayı, Türkiye’de seçim dönemine de denk geldi. Ramazan ayı yaşanırken seçim kampanyası yapmak zorunluluğu da ortaya çıktı. Bunu fırsat bilenler, dini ritüelleriyle seçim çalışmalarını iç içe geçirdiler. Her yanda iftar vardı. Sokaklara sofralar kurulmuş, dualar ediliyordu. Kimi yerde kazanlar kaynıyor; kimi yerde mükellef sofralar kuruluyordu. Kimileri iftar sofrasında caka satıyor; kimileri bir kap yemek almak için sıraya giriyordu. Cami önlerinde veya spor alanlarında düzenlenen iftar yemeklerinden yararlanmak isteyen gençler, ellerindeki akıllı telefonlarla vakit geçirirken kim bilir neler izliyorlardı?

Bu sofralar “yapılan iyilikler” olarak kabul görüyor olmalıdırlar ki, Türkiye’de yeni seçilen belediye başkanlarından bu tür etkinliklere, belediye lokantalarına veya öğrenciler için ucuz yemek çıkarmaya devam etmeleri isteniyor. İstanbul Belediye Başkanlığına aday olan Murat Kurum’un mevcut başkan İmamoğlu’nun bu tür faaliyetlerini eleştirmesini “kırılma noktası” olarak değerlendirenler bile var; kaybetme nedenlerinden biri de bu eleştiriymiş…

Doğrudur, Ramazan’da yardımlaşmak esastır. Büyüdüğüm köyde kadınlar, onca tarla ve hayvan bakım işleri arasından fırsat bulup da özellikli yemek, börek-çörek yaptıklarında biraz fazlasını yaparlar ve komşuları ile paylaşırlardı. Zaten alışılagelmiş bir davranış olan bu yardımlaşma, Ramazan’da daha bir özenle icra edilirdi. Ramazan sofrasının zayıf kalacağını düşündükleri ailelere özellikle yardım ederlerdi. Bütün bunlar sıradan olaylar olarak yaşanır; konu edenler ayıplanırdı. Şimdi yoksullara yardım etme medyada yer kapma aracı oldu. Oldu ama OLMADI!

Dikkat çeken bir diğer nokta ise bunun sokaklara taşmasıdır. İftar sofrası dediğimiz, evde ailemizle oturduğumuz sofra değil miydi? Bırakın sokaklara taşmayı, ana-baba evinde toplanmanın bile sadece bayram günlerine özgü olduğunu, fırın kebabının ve magarına-bullinin o günlerde sofraya konduğunu anımsıyorum ben… Diğer Ramazan akşamlarında aile kendi arasında iftarını yapar, dualar edilir; sahur için erken kalkmak gerektiğinden yataklara çekinilirdi.

Bir sessizlik hakimdi; kimsenin gösteriş yaptığını hatırlamıyorum! Üstelik bu gösterişlerin çoğu “kamu parası” ile yapılıyor. Kamu parasını harcayarak yapılan yardım ne kadar “yardımdır” onu da bilmiyorum doğrusu ama yoksullar için harcama yapılmaya devam edilmesi talep edildiğine göre yoksul sayısı da önemli oranda artmış olmalıdır.

Toplumun genel olarak fakirleştirildiğini, eşitsizliklerin arttığını gizlemek; bir elleri yağda, bir elleri balda olanları ise “yardımsever” olarak yutturmak için kurulan sofraları kutsal saymamız gerekmiyor. Dini inanç ve uygulamalardaki bu acımasız değişimi görmezden gelmemiz tam bir körlük olacaktır.

Ramazan ayından aldığım ders şudur: Dini anlamak ve anlatmak benim gibilerine kalmamıştır ama bu işi din tüccarlarına bırakmak da doğru olmayacaktır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz