MERAK ETMEYİN; HER ŞEY DAHA KÖTÜ OLACAK!

“Allah beterinden saklasın” derler ama daha beterinden sakınabilmek için insanların kendilerinin bir şeyler yapması gerektiği de açıktır. Dini bütün insanlar bile, Allah’tan koruma dilerken “Allah bize kullanmak için akıl verdi” diye de eklerler! Aklımız tatile çıkmışsa dua etmenin bir faydası yoktur; her şey daha kötü olacak demektir.

Kimileri salgının başından beri, kimileri çok daha önceden, bugünkü kamu yönetiminin maliyetinin karşılanabilir olmadığını söylemekte; yazıp çizmektedirler. Bu “taşınamayacak kadar ağır yük”, nihayet bizi dizlerimizin üzerine çöketmiştir. Böyle giderse, yüzükoyun yere yapışmamız da kaçınılmazdır.

FAKİRLEŞTİK DEDİLER

Bundan bir süre önce Ekonomi ve Enerji Bakanı’nın düzenlediği basın toplantısında, Kıbrıslı Türklerin kişi başına düşen milli gelir bazında yılda 3500 dolar kadar fakirleştiği açıklanmıştı. Büyük rakam; ciddi bir fakirleşme!

Son açıklanan Merkez Bankası raporu ise 2021 yılı ilk üç ayındaki vergi gelirlerinin sadece % 8,6 oranında azaldığını duyurdu.

Benim anladığımı şudur: Halk ne kadar fakirleşirse fakirleşsin, devlet vergi toplamanın peşini bırakmıyor!

Akşam duyurulan akaryakıt zammının nedeni de bu olmalıdır. Benzin ve mazot için ödediğimiz fiyatının çok büyük bir kısmının devlete vergi olarak gittiğini hepimiz biliyoruz. Artık elimizden düşürmediğimiz mobil telefon ücretlerinin de öyle…

Ortaya çıkan tablo şudur: Hükümet fakirleştiğimizi kabul ediyor ama kendisi fakirleşen bir halkın hükümeti olmayı bir türlü kabullenemiyor!

DAHA KÖTÜ OLACAK

Hükümet üyeleri, bu durumu salgının etkisi sanıyor ve aşılamayı yaygınlaştırıp herşeyi eskiye döndürmeye çalışıyorlar. Yanılıyorlar! Basit bir akıl yürütme bile “hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını” anlamak için yeterlidir ama akıllarını kullanmaya da yanaşmıyorlar. Akıl yürütmeye kalkışmak bile hoşlarına gitmiyor!

Aşılama tamamlansa bile turizm, yükseköğretim gibi sektörlerimizi geri kazanmamız için hem zamana, hem de yeni yatırımlara ihtiyaç olacaktır. KKTC zaten geç kalmıştır. Güney Kıbrıs ve Türkiye gibi ülkeler turist peşinde koşarken biz kapıları daha sıkı kapatmak ile uğraştık. Temmuz veya Ağustos’ta kapılarımızı açtığımız zaman ortalık turist dolacak değildir. Turizm işletmelerinin ek yatırımlar veya harcamalarla yeni bir çıkış yakalamaya çalışması lazımdır ki bunun için ne kaynakları vardır; ne de destekleri!

Aşılamanın yaygınlaşması ile derin bir “ohhh” çekecek olan esnaf, eski cirosuna ulaşamayacaktır. Dükkanının kirası, belediyeye ödediği harçlar, devletin topladığı vergiler giderek daha ağır bir yük haline gelmeye başlayacak ve bu yüzden dükkanlar bir kez daha ve yeniden açılmamak üzere kapanacaktır.

Bu arada devlet, herşey eskiye dönmüş gibi vergi toplamaya çalışacaktır.

KÖTÜLÜĞÜN KAYNAĞI

İşte asıl felaket budur!

Kötülüğün kaynağı, üretime katkıda bulunmayan kamu yönetiminin gerçek çalışanlar ve değer üreten işletmeler üzerindeki baskısı ve artık taşınamaz duruma gelen ağırlığıdır.

Emek ve sermaye harcanarak yaratılmaya çalışılacak olan değerlerin “katkıda bulunmayan ortağı” olarak devletin sömürecekleri, ayağa kalkmamızı engelleyecek ve herşeyin daha kötüye gitmesine neden olacaktır. Bunu idrak etmekten kaçınmak marifet değil; tam bir aymazlıktır! Ayağa kalkmamızı engelleyecek olan şey de bu AKILSIZLIK olacaktır!

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here