Kıbrıs’ın ortak kültürel mirası olan galbur (kalbur), yüzyıllar boyunca ada insanının gündelik yaşamında ve tarım merkezli üretim toplumunda emeğin en önemli simgelerinden biri oldu. Susamın ağartılmasından unun elenmesine, buğdayın ayıklanmasından salça yapımına kadar geniş bir kullanım alanına sahip olan galbur, ada genelinde unutulmaya yüz tutmuş durumda.
Güzelyurt’a bağlı Yayla köyündeki dükkânında üretim yapmaya devam eden 79 yaşındaki Hüseyin Burat, adadaki tek galbur ustası olarak bu geleneksel zanaatı tek başına yaşatmaya çalışıyor. “Ne Kuzey’de ne de Güney’de benden başka bu işi yapan kalmadı” diyen Burat, çocukluğunu, meslek yaşamını, galburun kültürdeki yerini ve bu zanaatın geleceğini Türk Ajansı Kıbrıs (TAK) muhabirine anlattı.
BAF’IN YAYLA’SINDAN GÜZELYURT’UN YAYLA’SINA UZANAN BİR ÖMÜR
1945 yılında Baf’ın Yayla köyünde yedi çocuklu bir ailenin en küçük evladı olarak dünyaya gelen Hüseyin Burat, 1963 olayları nedeniyle lise eğitimini yarıda bırakmak zorunda kaldı. 1966 yılında eşi Gülsen Hanım ile evlenen Burat, 1974 Barış Harekâtı’nın ardından Kuzey’e geçerek devlet tarafından yerleştirildikleri Güzelyurt’un Yayla köyüne yerleşti. Burat, o dönemde yağmurdan çatısı çöken evlerini kendi imkânlarıyla tamir ederek zorlu bir yeniden başlama mücadelesi verdiklerini aktardı.
“1986 YILINDA İŞİ BABAMDAN DEVRALDIM, 40 SENE OLDU”
Galburculuğun kendisinde bir baba mesleği olduğunu belirten Burat, zanaatı henüz 12 yaşındayken babasının yanında delikleri açarak öğrenmeye başladığını dile getirdi. Babasının geçirdiği bir ameliyat sonrası mesleği devraldığını belirten usta sanatçı, süreci şu sözlerle anlattı:
“Babam ayağından bir ameliyat geçirince mesleği bırakmak zorunda kaldı. Ben de 1986 yılında bu işi babamdan devraldım. O gün bugündür yapıyorum, 40 sene oldu. Eskiden panayırlarda çok fazla galbur satılırdı. Çünkü galbur bir kızın çeyizinin olmazsa olmazıydı. Şimdikiler bilmez ama o zamanlar her kızın çeyizinde bir susam eleği, bir galbur ve bir de hamur teknesi olurdu.”
Eskiden her gıdanın evde hazırlandığını ifade eden Burat; buğday, susam, börülce ve bakla için farklı kalınlıklarda delikleri olan galburların kullanıldığını, susamın kül ve soğuk suyla yoğrularak galburda ağartıldığını ve ev yapımı salçalarda galburun vazgeçilmez bir araç olduğunu hatırlattı.
“SADECE EMEK DEĞİL, SABIR DA İSTER”
Bir galburun yapımının boyutuna ve üzerindeki motiflere göre 1,5 ile 2 saat arasında sürdüğünü ifade eden Hüseyin Burat, Kıbrıs’ta sac üretilmesine rağmen kasnak kısımlarının İstanbul’dan ithal edildiğini ve bu durumun maliyetleri artırdığını ifade etti.
Zanaatın teknik inceliklerine ve günümüzdeki kullanımına değinen Burat, şunları kaydetti:
“Bu iş sadece emek istemez, sabırlı da olmak gerek. Eskiden galburun alt kısmı deriden yapılırdı, artık sac kullanıyoruz. Kuzey’de galbur çoğunlukla evlerde dekorasyon veya süs eşyası olarak kullanılıyor, üzerine isim yazdırıp hatıra olarak saklayanlar var. Güney Kıbrıs’tan da düzenli müşterilerim geliyor çünkü orada da bu işi yapan kimse kalmadı.”
Geçtiğimiz yıl eşi Gülsen Hanım’ı kaybeden emektar usta, dükkânında çalışarak hem eşinin aziz hatırasını yaşattığını hem de yalnızlığını unuttuğunu dile getirdi.
BAKANLIKLARA ÇAĞRI: “GENÇLERİMİZ BU KÜLTÜRÜ ÖĞRENMELİ”
Milli Eğitim Bakanlığı ve Turizm Bakanlığı’na çağrıda bulunan Hüseyin Burat, bu köklü zanaatın müfredata ve turistlere yönelik tanıtım faaliyetlerine dâhil edilmesi gerektiğini savundu. Gençlerin bu zanaatı profesyonel olarak icra etmeseler dahi kültürün devamlılığı adına öğrenmelerinin şart olduğunu vurgulayan Burat, elim ayağım tuttuğu sürece Yayla’daki dükkânında galbur yapmaya ve meraklı gençlere rehberlik etmeye devam edeceğini belirtti.


