HABER ALMA HAKKINIZ YOKSA “YURTTAŞ” BİLE OLAMAZSINIZ!

Basın özgürlüğü, yurttaşların siyasal iktidarı denetleyebilmelerinin ve kendi kararlarını oluşturabilmelerinin temel güvencesidir.

0
blank

Türkiye’de siyasi sistem tartışmaları, merkezine haber alma hakkını almak zorundadır. Gazetecilerin gözaltına alınması, tutuklanması, işten çıkarılması veya yayın kuruluşlarının cezalandırılması, siyasi sistemin niteliği bakımından önemle değerlendirilmelidir.

Basın özgürlüğü yalnızca gazetecilere tanınmış bir ayrıcalık değildir. Yurttaşların ülkelerinde ve dünyada neler olup bittiğini öğrenebilmelerinin, siyasal iktidarı denetleyebilmelerinin ve kendi kararlarını oluşturabilmelerinin temel güvencesidir.

blank

Türkiye’de son yıllarda yaşananları bu açıdan değerlendirmek gerekiyor.

2018 yılında Doğan Medya Grubu’nun Demirören Grubu’na satılması, medya sahipliğinde önemli bir dönüm noktası oldu. Hürriyet, Kanal D, CNN Türk, Posta ve Doğan Haber Ajansı gibi büyük yayın kuruluşları el değiştirdi. Bu satışla birlikte Türkiye’deki medya sahipliği yapısı önemli ölçüde değişti. Yayın politikalarında yaşanan dönüşüm de medya çoğulculuğu bakımından ciddi tartışmalara neden oldu.

Bu alış-verişin kamu kaynakları kullanılarak gerçekleştiğini de hatırlatmak gerekiyor. Bu kaynaklar hala daha yerine konulmamıştır; bir milyar dolarlık borç hala duruyor. İktidar bağımlısı bir medya grubu oluşturulmuştur!

Ancak medya üzerindeki etki yalnızca sahiplik değişiklikleriyle sınırlı kalmadı. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın basın kartları, akreditasyon ve resmi bilgi akışı üzerindeki yetkileri; Basın İlan Kurumu’nun resmi ilan dağıtımı ve RTÜK’ün yayın kuruluşlarına uyguladığı yaptırımlar, medya üzerinde etkili olabilecek kurumsal mekanizmalar oluşturuyor.

Bu yetkilerin hangi ölçütlerle ve nasıl kullanıldığı, gazetecilerin bağımsız çalışabilmeleri açısından büyük önem taşıyor.

Bütün bunlara karşın denetleyici yayın yapabilen medya kuruluşları ise yargısal müdahaleler ile devre dışında itiliyor. T24 haber sitesine yönelik erişim engeli bunun çarpıcı örneklerinden biridir. Mahkeme, 15 yıllık döneme yayılan 118 içeriği gerekçe göstererek 17 yıldır yayın yapan haber sitesinin tamamına erişimi engelledi. Üstelik T24’ün itirazı da reddedildi.

Burada yalnızca 118 yazıdan söz etmiyoruz. Sadece bu haberlere erişimi engelle seçeneği açık-seçik ortada dururken binlerce haber ve köşe yazısına ulaşılması da engellenmiş oldu. Bu kararın yurttaşların haber alma hakkı bakımından ne anlama geldiği ortadadır: Bilmeyin, görmeyin, düşünmeyin!

Tele-1 olayını atlayalım isterseniz… Hem bir medya kurumunun kapatılması, hem de bir gazetecinin insan haklarının ayaklar altına alınması olayıdır.

14 Ekim’de, Halk TV’ye yönelik operasyon ise başka bir müdahale biçimini gündeme taşıdı. Televizyonun yönetimine kayyım atanması ve yayınlarının durdurulması, yalnızca kurumun çalışanlarını değil, haberlerini bu kanaldan izleyen yurttaşları da etkiliyor.

Adli soruşturma gerekçelerinin “uyduruk” olduğuna kuşku duyulmaması gerekir ama bir haber kuruluşunun yayınlarının durdurulmasının toplumun bilgi edinme olanakları üzerindeki sonuçları üzerinde daha bir önemle durmak gerekir.

Bütün bu gelişmeleri yan yana koyduğumuzda ortaya şöyle bir tablo çıkıyor: Bir tarafta medya sahipliğinin yoğunlaşması ve ekonomik bağımlılıklar, diğer tarafta idari yaptırımlar, erişim engelleri ve yargısal müdahaleler…

Bunların hepsi aynı yöntemle uygulanmıyor. Aynı gerekçelere de dayanmıyor. Ama aynı sonucu doğuruyor. Haber alma hakkı yok edilmiştir! Haber yok artık; manipülasyon vardır!

Habere ulaşmak için veya doğru kabul ettikleri gelişmeleri yaymak için çalışanların yapay zeka veya sosyal medya araçlarına güvenmesi de çare olmamaktadır. Facebook ve X platformu gibi sosyal medya platformlarına erişim zaten keyfi olarak engelleniyor. Yapay zeka araçları ise dijital ortamda yer almayan gelişmeleri adeta yok sayıyor.

Bu araçların güncel bilgiye ulaşabilmesi haber kaynaklarının erişilebilirliğine bağlı. Bir haber kuruluşunun yayınları engellendiğinde, yalnızca doğrudan okurları veya izleyicileri değil, bu haberlerden yararlanabilecek yapay zekâ sistemleri de etkiliyor.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 26. maddesi haber ve fikir alma özgürlüğünü, 28. maddesi ise basın özgürlüğünü güvence altına alıyormuş… Bu hakları veya özgürlükleri çiğneyen iktidarın kendisi olduğu zaman anayasa hükümlerinin hiçbir işe yaramayacağı böylece dünyaya örnek olacak şekilde yeniden kanıtlanmış olmaktadır.

Basın özgürlüğünü savunmak, aynı zamanda yurttaşların demokratik denetim hakkını savunmaktır. Ve bir ülkede yurttaşlar, kendilerini yönetenlerin ne yaptığını bağımsız kaynaklardan öğrenemiyorlarsa, demokrasinin en önemli denetim mekanizmalarından biri işlevini kaybetmiş demektir.

Türkiye’deki durum tam da budur!

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz