ERENKÖY DİRENİŞİ NEYİ ANLATIR?

Salgın kontrol altında görünmesine karşın, sağlık servisleri ile ilgili endişelerimiz devam ediyor: “Pandemi hastanesine gerek yok” derken, “Türkiye bize hastane yapacak” konumuna geldik. Gerek var mı; yok mu şaşırıp kaldık! Sağlık personelinin yetersizliği konusu zaten bilinen bir şeydir.

Ekonomi daralıyor. Hükümet bunu farkettirmemeye çalışıyor ama nafile… Belki geçici de olsa daha paylaşımcı bir düzen kurmak gerekir. Kim, kimden alacak, kime verecek?Birinden almaya kalkıştığınız zaman, dünya başınıza yıkılacak!

Böyle bir ortamda Erenköy direnişinin yıldönümünü kutladık. Aslında direniş çoktan başlamıştı; 8 Ağustos, direnişin kırılmasına ramak kalmışken Türkiye’nin müdahale etmesinin yıldönümüdür.

GÖNÜLLÜLÜK EFSANESİ

Kendi ölçülerim içinde Erenköy ile ilgili yayınlanan bütün anı kitaplarını okuduğumu sanıyorum. Erenköy’e çıkan öğrenciler, İngiltere’den gelenler ve Erenköylüler ile bazı TV söyleşileri de yaptım.

Ergün Vehbi, İstanbul’da karar alarak tekne kaçırıp Erenköy’e gelmek için Antalya’ya akışlarını anlatmıştı; kızlı, erkekli… Jandarmalar onları kıyılardan toplamış, erkekler Zir Kampı’nda biraz eğitildikten sonra, kısmen düzenli olarak Erenköy’e gönderilmiş… Hasan Balcı, İngiltere’den gelişini anlattı. Şimdi Yeni Erenköy’de bir sahil tesisinin sahibi… Erenköylü Mahmutoğlu kardeşlerin, kırık-dökük bir tekne ile “karşı kıyıya” giderek kendilerine silah verilmesini istediklerini hepimiz kitaplardan okuduk zaten. Karşılaştıkları kişiler konuştukları dili anlamakta bile zorlanmış olmalıdırlar.

Bütün bunlar, Kıbrıslı Türklerin enosise karşı direnmek, EOKA ile savaşmak için kimse tarafından zorlanmadıklarını, gönüllü olduklarını açıkca gösteriyor. 

Emperyalizmin oyunu…

İngilizlerin ‘böl ve yönet’ politikası…

Kıbrıs’ta yaşananları bunlarla açıklamaya çalışanlar elbette bazı ip uçları bulacaklardır. Ama bununla Kıbrıslı Türklerin enosis karşıtlığını ve Ada’nın Yunanistan’a bağlanmasına karşı verdikleri gönüllü savaşı önemsizleştiremezler.

TÜRKİYE’YE GÜVEN

Bütün bu direniş, Türkiye’nin Kıbrıslı Türkleri yalnız bırakmayacağı varsayımından güç almıştır.

Uluslararası konjenktür veya diplomatik zorluklar ne olursa olsun, Türkiye’nin Kıbrıslı Türklerin yardımına koşacağına olan inanç, bu gönüllü direnişi besleyen ana kaynak olmuştur. Erenköy köylülerinin direniş azmi bununla beslenmiş; gözü karar bir şekilde Erenköy’e koşan gençler, bu düşünceden güç almışlardır.

Böyle bir umut olmasaydı, bu direnişim başarıya ulaşacağını düşünmek mümkün olmazdı. Umutsuz bir direniş ise, intihardan başka bir anlam taşımazdı ve gerçekleşemezdi.

Bu umut kaynağı, kendine bağlanan gönülleri zor da olsa hiç boşa düşürmedi. Aralık-63’te müdahale ettiği gibi, Ağustos-64’te de Erenköy’ü yalnız bırakmadı. Daha sonra Kasım-67’de de… Ve nihayet Temmuz-74’te… Barış Harekatı, işte bütün bu müdahalelerin sonucudur.

Bunlardan birinin yıldönümü de 8 Ağustos’tur işte. Erenköy direnişi, Türkiye’ye olan güvenin ve Türkiye’nin bu güvene karşılık verişinin de sembolüdür. “Cengiz Topel” isminin 60’lı yıllarda doğan Kıbrıslı Türkler arasındaki yaygınlığı, bunu çok açık bir şekilde kanıtlamaktadır.

SAVAŞ KARŞITLIĞI

Savaşlardaki kayıpları kutsayacak da değilim. Savaş istemiyoruz. Zaten Kıbrıslı Türkler savaş çıkarmadı. Kıbrıslı Türkler, Türkiye’nin yardımlarına koşacağına duydukları güvenle enosise karşı direndiler. Kimse onları zorlamadı; direnişe gönüllü olarak katıldılar. Türkiye, yardımlarına koşmak için çok zorlandı ama onların güvenini boşa da çıkarmadı.

Erenköy, bunu anlatır işte!

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here