BİRAZ “DEZENFORMASYON” İYİ GELİR DOĞRUSU!

Asıl dikkat etmemiz gereken şey, dezenformasyon konusunda dezenformasyona maruz kalıp kalmadığımızdır aslında!

0
blank

Sadece tek bir dönem, medya okuryazarlığı dersi verdim. Öretmeye çalışırken o kadar çok şey öğrendim ki olanak bulursam yeniden vermek isterim doğrusu. Medya oldum olası tartışma konusudur zaten… İyi bir medya okuryazarı olmak ise şimdiki çağın yurttaşlarının mutlaka sahip olması gereken bir meziyettir.

Medyayı doğru okumayı öğrenemezseniz, mutlaka yanıltılacaksınız ve birilerinin “düşünce kölesi” olacaksınız demektir. Medyayı doğru okumazsanız, sizin ne fikir özgürlüğünüz kalır ne de seçme-seçilme hakkı başta olmak üzere diğer yurttaşlık hak ve görevlerini yerine getirebilme kabiliyetiniz.

Dünkü haberlere göre, Polonya’nın yeni hükümeti ilk olarak kamu yayın kuruluşlarının yöneticilerini görevden almış… İşe kamu yayın kuruluşlarından başlamışlar yani… Görevden alınan kişiler, kamu yayın kuruluşlarını “hükümetin propaganda aracı” haline getirmekle suçlanıyorlardı zaten. Polonya Meclisi de, Salı günü, kamu yayın kuruluşlarının “tarafsızlık, yasal düzen ve adalete yeniden kavuşturulmasını” karar altına almış diyorlar.

Geçmiş Polonya başbakanı, totaliter bir yönetim tarzı uygulamakla suçlanıyordu. Geçen hafta başbakanlık görevini devralan eski AB Konseyi Başkanı Donald Tusk, Avrupa değerlerine sadık bir yönetim tarzı izlemeyi vaat ediyor. Bunun ilk uygulamasının, kamu yayın kuruluşlarını demokratikleştirmek olacağı anlaşılıyor. Medya işte bu kadar önemli: Totaliterlikten kurtulmanın ilk adımı, medyayı demokratikleştirmekten ve hükümetin borazanı olmaktan kurtarmaktan geçiyor.

Bugün KKTC’de, medya okuryazarlığı bakımından önem taşıyan bir sempozyum yapılıyor. Bizim kamu yayın kuruluşumuz olan BRT’nin 60’ncı yılı nedeniyle düzenlenen sempozyumda Türkiye’nin kamu yayın kuruşlarından gelen görevliler konuşacak. Anladığım kadarıyla bize, dezenformasyonun nasıl yapıldığını öğretecekler. Dezenformasyonun nasıl yapıldığını öğrenmek, tuzağa düşmemek, iyi bir medya okuryazarı ve sonuç itibariyle iyi bir yurttaş olmak için yararlı olacaktır tabii…

Dezenformasyonu öğrenmek isteyen KKTC yurttaşları, bugün Acapulco’nun konferans salonunu doldurmaya baksınlar. Neye inanıp neye inanmayacaklarını; medyayı nasıl okumaları gerektiğini öğrenmek bakımından bundan daha iyi bir fırsat bulabileceklerini sanmıyorum. Hele hele Türkiye Radyo Televizyon Üst Kurulu Başkanı Ebubekir Şahin’in konuşmasını kesinlikle kaçırmasınlar.

Bu konuşmalardan, habere erişimin nasıl engellendiğini çok güzel örneklerle öğrenebilirler. Kamu yöneticilerinin yolsuzluğu belgelendiği zaman bununla ilgili haberlerin yurttaşlara ulaşmasını önlemek için hemen yayın yasağı konulması gerektiğini en iyi Şahin anlatabilir sanırım. Yasaktan sıyrılıp yayın yapılırsa cezanın en iyisi nasıl verilir; onu da Şahin’den daha iyi bilen bulmak zordur.

“Kamu diplomasisi” denilen, devletlerin başka ülkelerdeki halklar nezdinde itibarını artırmaya yarayan bir çalışma alanı vardır. Türkiye’de bu başlık altında yapılan çalışmalarda devlet yetkililerinin kendi halklarına propaganda yapışlarına, yapmadıkları işleri yapılmış gibi göstermelerine v.s. tanık oluyoruz. Örneğin, 6 Şubat depremlerinin yıktığı kentlerde yaşanan dramın halktan nasıl gizlendiğini, bize kamu diplomasisini anlatmaya gelen beyefendiden öğrenebileceğinizi sanıyorum. Artık ölçülemez duruma gelen ve Merkez Bankası başkanının bile açıklanan oranına inanmadığı enflasyonun dünyadaki enflasyonun bir yansıması olduğunu anlatmayı nasıl başardıklarını; böylece enflasyon ile mücadele sorumluluğundan nasıl kurtulduklarını ve dünyadaki en yüksek enflasyon oranına nasıl eriştiklerini anlatmayı başarabilmesini de umuyorum.

Tabii asıl hüner, bütün bu çalışmaların halktan toplanan vergilerle finanse edilmesidir. Halktan toplanan parayı “dezenformasyon ile mücadele etmek amacıyla” harcamayı haklı gösterebilmek de önemli bir dezenformasyon becerisi gerektirir olsa gerektir. Belki bunu anlatmak lütfunu da esirgemezler bizden.

Bütün bunları anlatırken, kendilerinin söylediklerinin aksini söyleyenleri “dezenformasyon yapmak” ile suçlayacaklarını sempozyumu izlemeden bile söyleyebilirim. Türkiye’de yaşanan olumsuzlukların gerçekte var olmadıklarını, bütün söylenip yazılanların birer dezenformasyon örneği olduğunu ileri sürecekleri konusunda isteyen herkesle bahse girerim.

Aksini iddia edeniniz varsa, Pazartesi öğle yemeğinde Eziç’te buluşalım diyorum. Kaybeden ödeyecek!

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz