BASINI DA KORUYALIM; BASINDAN KORUNMASI GEREKENLERİ DE…

BASIN ÖZGÜR OLMALIDIR AMA BU BÜYÜK GÜÇTEN KORUNMASI GEREKEN GÜÇSÜZLER OLDUĞU DA UNUTULMAMALIDIR. BASINA KARŞI KORUNMASI GEREKENLER MUKTEDİRLER DEĞİL, BU GÜÇSÜZ YURTTAŞLARDIR.

0
blank

Muktedirler, denetlenmek istemez. Muktedirlerin denetlenmesi, devletin görevleri arasındadır ama bu muktedirlerin bir kısmı, bizzat devlet adına hareket ederler; onların güçlü bir basın tarafından kontrol edilmesinden başka yol yoktur.

Demokrasi kuramcıları, tam da bu nedenle, özgür basını “dördüncü kuvvet” olarak adlandırmışlardır. Yasama gücü vardır; yürütme ve yargı güçleri vardır ve bunlardan ayrı olarak dördüncü güç olarak BASIN vardır.

blank
BU GÖRSELDEKİ HABER KUBÜRLERİ KONUNUN KÜRESEL ÖLÇEKTEKİ TARTIŞMALARININ DEVAM ETTİĞİNİ GÖSTERİYOR. BİZ DE BASIN ÖZGÜRLÜĞÜNÜN SINIRLARINI TARTIŞABİLİRİZ AMA HER TARTIŞMA GİBİ BU TARTIŞMANIN DA BİR AMACI OLMALIDIR: BASINDAN KORUNMASI GEREKENLERİ SAPTAYALIM VE NASIL KORUYACAĞIMIZI KONUŞALIM!

Basın ve basın için çalışan gazeteciler, yargıyı bile denetler. Siz, “mahkemeler eleştirilemez” boş konuşmasına aldırmayın… Basın, haksız hükümleri eleştirir; gerçeğin açığa çıkması için mahkeme dışında kamuoyu yaratır ve yargıyı bile baskı altına alır. Sonuçta gerçeğin anlaşılmasına, insan haklarının korunmasına böylece katkıda bulunur. Güçler ayrımına dayanan sistem, böyle çalışır.

Muktedirler hem güçlü hem de denetimsiz olmak isterler ve basın faaliyetlerini kısıtlamak için uğraşır dururlar. Muktedirlere karşı basının özgürlüğünü savunmak, demokrasiyi savunmak, insan haklarını savunmak demektir.

Peki; basın, zayıfları ezerse ne olacak? Basını kim denetleyecek veya nasıl denetleyecek?

Ceza yasalarımızda yer alan “zem ve kadih” hükümleri, aslında bu konuda başarı ile uygulanmaktadır. Kendi hayatını yaşayan, kamusal çıkarlarımızı tehdit etmeyen kişi veya kişilerin, suçlu olsalar veya kamuoyu tarafından hoş karşılanmayan kişiler olsalar dahi basın karşısında korunmaları gerekiyor. Bu kişilerin traj veya tik uğruna istismar edilmesini önlemek gerekir.

Fahişelik dünyanın en eski mesleğidir deniyor… Bir kadın hayatını fahişelik yaparak kazanıyor diye onu sokak ortasında rezil etmeye çalışan herkes “zem ve kadih” suçu işlemiş olur. Bunu basın yoluyla yapanlar daha büyük bir suç işlemiş sayılır.

Hırsızlar her zaman olmuştur. Lefkoşa sokaklarında aç dolaşırken biri caminin bağış kutusundan para çalarsa suçludur ama cezasrdüncü güçı teşhir değildir.

Ağır koşullarda çalışanların bir kısmı, geceleri rahat uyuyabilmek için yasaklı bazı otları uyuşturucu hap niyetine kullanıyorlar. Cezaları bellidir ama onları teşhir etme hakkımız da yoktur.

Bunun gibi eylemler “suç” sayılsa bile bu insanları teşhir etmek ve gelecekteki hayatlarını etkilemek DAHA BÜYÜK BİR SUÇ olmak zorundadır. Bu suçu işlemeye en yatkın kurumlar yayım organları, en yatkın kişiler gazetecilerdir ve bu suçu işledikleri takdirde en etkili olacak olanlar da onlardır. Bu gibi kişileri teşhir etmek bir suçsa, en ağır ceza gazetelere ve gazetecilere verilmelidir.

blank

Anahtar kavram olarak kamu yararını kullanabiliriz. “Kamu yararı” varsa, örneğin bizi yönetmek için aday olan biri varsa onun suç karnesini seçmenlerin önüne sermek suç değil, tam tersine basının görevidir. Bir kişinin suç karnesini hiçbir gerekçe yokken ortaya dökmek ise suçtur ve suç olarak kalmalıdır.

“Her özgürlüğün bir sınırı vardır. Bu sınır, başkalarının özgürlüklerinin başladığı yerdir” derler ya; basın özgürlüğünün olabilecek sınırı da bu çerçevede tartışılmalıdır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz