Türkiye ile Azerbaycan arasında yaşanan gerilim, KKTC açısından da üzerinde düşünmemiz gereken olgular ortaya çıkardı. Türkiye’nin Azerbaycan ile ilişkilerinde yaptığı hataları anlatmak isteyenler, KKTC’yi örnek göstermeye başladılar. Üstelik olumlu bir örnek olarak değil; “kötü örnek” olarak!
Gazeteci İsmail Saymaz, 28 Ekim tarihli Sözcü gazetesinde yayımlanan “Bakü ‘abilik’ istemiyor” başlıklı yazısında, “Fakat Azerbaycan’a KKTC muamelesi yapması siyasi krize yol açtı” diye yazmıştı.
Amerikan Foreign Policy dergisinde 23 Ekim’de yayımlanan bir analizde de benzer bir karşılaştırma yapıldı. Türkiye’nin KKTC’nin siyasi ve ekonomik yaşamı üzerinde belirleyici bir nüfuza sahip olduğu belirtilirken Azerbaycan’ın böyle bir ilişkiyi kabul etmeyeceği vurgulandı.
Emekli Büyükelçi Selim Kuneralp, Medyascope’taki söyleşisinde, Türkiye’nin Azerbaycan’a “bir telefonla yaşam tarzını değiştirmeye çalıştığı KKTC’ye baktığı gibi” baktığını belirtti ve bundan çıkmak için Türkiye’deki iktidarın ciddi bir tavır değişikliğine gitmesi gerektiğini vurguladı.

Belki başka örnekler de vardır ama bu kadarı bize yeter ve artar bile! Türkiye’nin KKTC’ye davranışı, başka bir ülkeye yapılmaması gereken muamelenin örneği olarak gösteriliyor. Azerbaycan’ın kabul etmediği bir ilişki biçimi, bizim için olağan sayılıyor!
Elbette Azerbaycan ile KKTC’nin koşulları aynı değil. Azerbaycan uluslararası alanda tanınan, önemli ekonomik kaynaklara sahip, kendi dış ilişkilerini geliştirebilen bir devlet. KKTC ise uluslararası izolasyonlarla karşı karşıya ve Türkiye’nin ekonomik, diplomatik ve güvenlik desteğine büyük ölçüde bağımlı.
Ama bu farklılık, siyasi iradeye saygı gösterilmesi gereğini ortadan kaldırır mı?
Türkiye’nin KKTC’ye ekonomik yardım yapması, Kıbrıslı Türklerin kendi kendilerini yönetme hakkını sınırlamasını gerektirir mi? Türkiye’nin güvenlik alanındaki vazgeçilmez rolü, KKTC’nin iç siyasetine müdahaleyi haklı çıkarır mı?
Daha önemlisi, biz bu ilişki biçimini neden sorgulamıyoruz?
Kıbrıslı Türklerin kendi yöneticilerini seçmesi, kendi kurumlarını işletmesi, kendi ekonomik ve toplumsal tercihlerini belirlemesi, Türkiye ile dostluk ve dayanışma ilişkilerinin karşıtı değildir. Tam tersine, karşılıklı saygıya dayalı bir ilişkinin temelidir.
Kaldı ki Türkiye, KKTC’nin uluslararası alanda saygı görmesinin ötesinde tanınmasını talep ediyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu isteğini BM kürsüsünden defalarca dile getirdi. Erdoğan’ın bunu dile getirmesinden övgü ile söz ediyoruz ama Türkiye-KKTC ilişkilerinin “kötü örnek” olmasını önlemeye çalışmıyoruz.
KKTC, başkalarına gösterilen kötü bir örnek olmaktan çıkmak zorundadır!

