Türkiye Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın 5 Mart’ta adamıza yaptığı ziyaretten ilginç mesajlar çıktı.
Başbakan Ünal Üstel, bu ziyareti duyururken Yılmaz’ın milletvekilleri ve halk ile de görüşeceğini açıklamıştı. İran savaşı, ziyaretin süresinin kısalmasına neden oldu. Belki de bu nedenle Üstel’in açıkladığı, bizim de önemsediğimiz görüşmeler yapılmadı.

Buna karşın; Yılmaz’ın bir üniversitenin temel atma töreninde CTP Genel Başkanı’nı “yakına” çağırması, HP Genel Başkanı ile özel bir görüşme gerçekleştirmesi ve Türk Telekom protokolü ile ilgili eleştirilere atıfla bunların “normal” olduğunu, gerekli düzeltmelerin de yapılacağını ifade etmesi, Türkiye hükümetinin KKTC’deki siyasi partiler ile karşıtlaşmamaya özen göstereceğinin yeni belirtileri olarak değerlendirildi.
“Terörist başı” diye hitap edilen Abdullah Öcalan ile ilişkiler normalleştirilmeye çalışılırken buradaki siyasi partilerin “düşman” sayılması zaten büyük bir hata ve garabetti. Günün ihtiyaçları, Öcalan ile olduğunu gibi KKTC’deki siyasi partilerle ilişkileri de “normalleştirmeyi” gerektirmiş olmalıdır.
Bu normalleşme hangi boyutta olacak? Türkiye’deki iktidar, Ulusal Birlik Partisi liderliği ile “özel ilişkiler” kurmaktan vazgeçecek mi? Bu arada Yeni Doğuş Partisi ve Halkın Partisi gibi kuruluşlarından beri Türkiye ile daha yakın iş birlikleri içinde olan partiler ile Cumhuriyetçi Türk Partisi ve Toplumcu Demokrasi Partisi aynı muameleyi mi görecek?
Zaman her şeyi değiştirebilir ama şimdiki duruma göre “aynı muamele” diye bir şey yoktur; olmayacaktır!
“Türkiye’nin istiyor olmasını” bir tutumu benimseyip savunmak için “yeterli neden” sayanlarla kendi tutumunu kendi organlarında belirlemeyi her şeyden çok önemseyen partiler önümüzdeki dönemde de “aynı” olmayacak. Birinciler, daha ayrıcalıklı bir muameleye tabi tutulacaklar.
Özersay ile yapılan görüşmenin aynısının neden Serdar Denktaş ve Zeki Çeler ile de yapılmadığını düşünün… Farklılığı rahatlıkla görmüş olursunuz.
Ortalıkta, YDP Genel Başkanı Erhan Arıklı’nın Türkiye kaynaklı projeleri ölümüne savunmasının ve bütün şimşekleri üzerine çekerek ön plana çıkmasının Türkiye’deki üst bürokraside rahatsızlık doğurduğuna ilişkin görüşler de dolaşmaktadır ama Arıklı’nın “ortada bırakılacağını” düşünen pek yoktur! Bu kapsamdaki sorunlar, “kol kırılır, yen içinde kalır” anlayışıyla ele alınacaktır.

Türkiye’nin iki büyük parti dışında YDP ile HP’nin güçlenmesinden yarar umarak onları “muhtemel koalisyonların anahtar partileri” durumuna getirmek istemesi çoğumuza da “normal” gelecektir sanırım.
Bugün muhalefette olan partilerle ilişkiler iyileştirilecek ama bu iyileşmenin partilerin işine yarayabilmesi için bu partilerin de bir şey yapması beklenecek.
Bölge zaten karışık; Türkiye-KKTC ilişkilerinin biraz olsun düzelmesi herkese iyi gelecek!

