Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan, Katar dönüşünde uçaktaki gazetecilere KKTC’deki seçimlerle ilgili bir açıklama yaptı.
Türkiye, toplumu sarsan sorunlar yaşıyor. Bu sorunlara ilişkin soru yok ama KKTC’de yapılacak seçimin Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki menfaatleri bakımından risk taşıyıp taşımadığına ilişkin soru var!
Ne iyi ki herkes, bu soruların ve hatta yanıtlarının önceden hazırlandığını biliyor. Türkiye’nin KKTC’de yapılacak seçime müdahale edip etmeyeceğine ilişkin merak, Türkiye’nin politika yapıcıları tarafından, dikkatlerin Doğu Akdeniz’deki riskler üzerinde odaklandırılması için kullanılmış görünüyor. Bu odaklanma sağlanırken Erdoğan tarafından verilen yanıtla çıkış yolu da kamuoyuna duyurulmuş oluyor.
Erdoğan, bu soruya, Türkiye ile KKTC’nin hak ve çıkarlarını özdeşleştirerek ve bu hak ve menfaatlerin korunmasının zemininin uluslararası hukuk ve Birleşmiş Milletler tarafından meşru olarak tanınan garantörlük hakları olduğunu vurgulayarak yanıt verdi. Erdoğan’ın atıfta bulunduğu hak ve menfaatlerden biri “KKTC’nin varlığı” olurken bir diğeri de “Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanları” oldu.
Görüleceği gibi, soru KKTC’deki seçimlerle ilgiliymiş gibi görünmekle birlikte, yanıt esas olarak Türkiye ve KKTC’nin Doğu Akdeniz’deki varlık ve hakları ile ilgili olmuştur. Gerçekten de bölgede ilginç şeyler yaşanıyor. İsrail’in Güney Kıbrıs’a BarakMX yerleştirdiğine dair haberlerin üzerinden bir hafta geçmiş olmasına karşın Türkiye’den resmi hiçbir açıklama veya kınama yapılmadı. Rum tarafı ABD’den yeni silah sistemleri almak için girişimler yapıyor ama önleyici faaliyetler yapılıp yapılmadığını öğrenemiyoruz. BM Genel Sekreteri Guterres, bunca gerilim arasında, “Kıbrıs’ta görüşmeleri yeniden başlatmaya kararlıyım” deme cesaretini bulabiliyor.

. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .
Türkiye, dış politika konusunda yeni açılımlar yapmaya hazırlanıyor. Savunma sanayi övgüleri ayyuka çıktı ama lafla karın doymuyor. Türkiye’ye etkili savaş uçağı lazım; alamıyor. Savunma sanayiinin güçlendirilmesi için sermaye ihtiyacı var; AB programı SAFE’e girmeye çalışıyor. AB üyeliği hedefinden vazgeçmedik deniliyor ama AB ile ilişkilerde yaprak kımıldamıyor. Neredeyse bir felakete haline gelen ekonomiyi dönüştürmek ve verimli hale getirmek için teknoloji ve sermaye girişine ihtiyaç var ama ilgilenen bulunamıyor.
Sorun, sadece Türkiye’nin ihtiyaçları değil… İsrail, adaya hava savunma sistemi yerleştiriyor; Türkiye’nin ne yapacağını umursamıyor. Şeybani, Suriye’ye uygulanan yaptırımların kaldırılmasını ve İsrail ile normalleşmeyi konuşuyor; Türkiye pasif destekçi durumunda. Suriye Kürtleri Şam ile pazarlıkta; Türkiye endişe ile seyrediyor. NATO, Ukrayna etrafında Doğu Nibetçisi Opersayonu düzenliyor Türkiye’ye rol vermiyor.
Türkiye, bir an önce Dünya diplomasi sahnesine dönmek zorunda ve bunun için çalışıyor. Bunun olabilmesi için dış politika açılımlarının yeterli olmayacağı, Türkiye’nin hukuk düzenine ve demokrasiye dönmesi gerektiği de ortadadır ama biz Kıbrıs açısından baktığımız zaman atılabilecek en kolay adımının Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulma çabalarına destek olmak olduğunu görebiliyoruz. Her şeye günlük ihtiyaçlar penceresinden bakmak, bir tür körlüğe neden olabilir.

