Türkiye’de neler olup bittiğini bilmiyoruz: Devlet Bahçeli, PKK ile uzlaşmayı seçti ama nasıl bir uzlaşma peşinde olduklarını bilmiyoruz. Erdoğan zaten hiçbir soruya yanıt vermiyor; söyle dediklerini söylemekle yetiniyor. Bu konudaki açıklamaları da hiçbir şeyi izah etmeye yetmiyor.
Hemen belirteyim ki en kötü barış, en iyi savaştan iyidir. Hele hele de iç savaştan… Çok acımasız günler gördük… Yollara döşenen bombalar, topa tutulan şehirler… Ateş hattında öne sürülen masum çocuklar… Bunların sona ermesi her şeye değer!

. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .
Eğer sona erecekse tabii… Yanılmak en büyük dileğimdir ama ben, giderek, bu işin sonunun gelmeyeceğine, sürecin kritik bir anda çökeceğine veya çöktürüleceğine inanmaya başladım…
Yapacak bir şeyimiz de yok; izleyebildiğimiz kadarıyla izlemeye devam edeceğiz…
Türkiye’yi izleyerek bir şey anlamayı başaramayınca gözlerimi Suriye’ye çeviriyor; kulaklarımı Şam’a yönlendiriyorum ben… Dinciler Şam’a yerleşince “her şeyin güzel olacağını” düşünenler ne görüyorlar bilmiyorum ama bölgedeki gelişmelerin nasıl yönetildiğine veya yönlendirildiğine dair güzel bir örnekle karşı karşıya olduğumuz çok açık… Bellidir ki Amerika Birleşik Devletleri, bölgeyi yeniden düzenlerken şeriatçılardan milliyetçilere kadar pek çok grup ile iş birliği yapıyor… Onlara siyasi veya ekonomik destekler vererek “kullanışlı” hale getiriyor ve kullanıyor!
ABD’nin bölgesel hedefinin “güç yoğunlaşmasını önlemek” olduğunu düşünüyorum… Anti Amerikancı değilim; bu beni bozmaz. ABD’nin bölgesel çıkarlarının korunmasından rahatsız da olmam… Ne var ki, ABD bu amacına ulaşmaya çalışırken bölgedeki insanların kanının dökülmesine, çocuklarını yitirmelerine, göç yollarına düşmelerine aldırmadı ve aldırmayacak. ABD çıkarlarını tehdit edecek kadar güçlü olmayacaklarsa yaşanan karmaşadan “din devletleri” türemesi de umurunda değildir ve olmayacaktır.
Bütün bunlar, bizim ve çocuklarımızın yaşamını tehdit ediyor ama… ABD çıkarlarının korunma şekli, bizi öldürüyor, kör inançların yaygınlaşmasına, etnik ve dini çatışmaların körüklenmesine neden oluyor. Bunu görmezlikten gelmek doğru olmaz. İnsancıl da değildir!
Türkiye bölünmek istenirken dökülecek kan da bizim kanımız olacak. Etnik çatışmanın tarafları bizim insanlarımız, dini hoşgörüsüzlüğün kurbanı bizim çocuklarımız olacak! “Yeter artık” diyerek kaçmanın yolunu arayacak olanlar da biz olacağız! Bölgemizdeki diğer gelişmeleri ama özellikle Suriye’yi izleyerek Türkiye’de olan bitenin neler olduğunu ve bunların sonucunun ne olabileceğini anlamaya çalışıyorum. Bu izlemeyi sürdürdükçe korkularım artıyor; huzursuzlanıyorum!

