Herhangi bir seçimin sonucunu seçilmiş üç-beş faktör ile açıklamaya çalışmanın doğru bir yaklaşım olduğunu düşünmüyorum. Her seçmenin oy doğrultusunu belirleyen kendine ait nedenleri vardır. Buna karşın, eğer bir analiz yapmak derdindeysek belli başlı faktörlere daha fazla önem vermek ve olayı bu faktörleri analiz ederek anlamaya çalışmak zorundayız.
KKTC’deki Cumhurbaşkanlığı gibi adayların tek başlarına yarıştığı seçimlerin sonucunu belirleyen en önemli faktör, adayların kendisidir. Erhürman kazanmış, Tatar kaybetmişse bunun nedenlerini öncelikle bu adayların kişiliklerinde ve siyasi performanslarında aramak gerekir.
Bu seçim kampanyası süresince bir kez daha anladık ki Erhürman, farklı toplum kesimlerini kapsamak konusunda uzun zamandan beri dikkatli ve kararlı bir yaklaşım içindeydi. Daha 2020 seçimlerinde “Türkiye ile kavga etmeyeceğini” açıkça söylemiş, o zamandan beri de bu konuda özellikle dikkatli olmuştur. Bunun sonucu olarak TC-KKTC ilişkileri konusunda duyarlı olan seçmenleri rahatlatmıştır. Ayrıca, TDP’den Serdar Denktaş’a; kendi siyasi gelecekleri henüz netleşmemiş olan bağımsız milletvekillerinden sivil toplum örgütü yöneticilerine kadar pek çok siyasi aktörün desteğini alabilmiştir.
Kıbrıs sorunu önemlidir ama önümüzde ne bir çözüm planı vardır ne de bir müzakere… BM Genel Sekreteri Gutteres, beşli görüşmelerle şekillenen bir süreç yarattı ama bunun nereye gideceğini kendisi de bilmiyor. Erhürman, müzakerelerin başlayabilmesi için bazı temel koşullar ileri sürerek bu gibi süreçlere ihtiyatlı yaklaşan seçmenleri kendine yakınlaştırmayı başardı.
Geriye Cumhurbaşkanı’nın iç siyasetteki rolü kalıyordu ki bu konuda neler yapabileceğini ve bu yetkilerin anayasal dayanaklarını çok güzel izah etti.
Tatar ve ekibiyse, konuyu ısrarla “federasyon ve iki devlet” karşıtlığı temelinde ele aldılar. Beş yıldan beri Cumhurbaşkanı olan Tatar’ın başarılarından ve bunları devam ettirmek gerektiğinden söz edemeyince yola yeni çıkmışçasına “atak diplomasi” sloganına sarıldılar. Cumhurbaşkanı’nın iç siyasette rolü olamayacağını ileri sürerken çizgi değiştirdiler ve “her belediye bir okul yapmaktan” bile söz ettiler.

………………………………………………………………………
Tatar, kendi siyasi geçmişi nedeniyle herhangi bir siyasi çerçeveye oturtulamadı. Bu durumda garip yollara sapıldı, yalan olduğu açıkça belli olan anketlerden, Türkiye kanallarındaki abuk sabık tartışmalardan, İsrail’in Kuzey Kıbrıs’ı işgal edebileceği safsatasından medet umar duruma düştüler.
Bütün bunlara UBP içindeki yarışı da eklemek gerekiyor tabii ama unutmamak lazım ki bu yarışta sürekli taraf olan ve yanlışlar yapan da yine Ersin Tatar’dı. Bir gün Üstel’e destek oldu; ertesi gün Taçoy’la bütünleşti. Bir gün kendine destek olacak kişilerin bakan olarak atanmasını istedi; ertesi gün dağıtılan izinlerin geri alınmasını sağladığını iddia etti…
Ne etti ise Tatar etti! Karşısındaki aday, destek alarak da olsa bile kendi kampanyasını kendi yönetti… Stratejisini yıllar öncesinden belirledi, kararlıkla yürüdü ve sonuca vardı. Bu seçimi, Tatar kaybetti; Erhüman kazandı!

