Özlem Ünsal’ın Manifold makalesinden derlenmiştir.

Colive, altında Hasan Siber ve Alexandros Philippides’in imzasının bulunduğu bir zeytinyağı markası. İngiltere’de üniversite eğitimi alırken tanışan ikili, finans sektöründe kariyer yaparken Colive’e hayat vermekte karar kılmışlar. Kıbrıs’ta bulunan nadir bir zeytin türünden elde edilen Colive’i özel yapan nedenler birden fazla: Adanın hem güney, hem de kuzey kesiminde yer alan zeytinliklerinden elde edilmesi; ‘ağaçtan sofraya’ ilkesiyle üretilen ilk yerel zeytinyağı vasfını taşıması ve 1963 yılından bu yana kurulmuş ilk Pan-Kıbrıslı şirket olması.

Colive Limited Signature Edition, Manifold’tan alınmıştır.

Colive için kullanılan zeytin, Hasan’ın deyişiyle “tadı hem burunda, hem de damakta uzayabilen” kompleks bir tür —Kipriaki. Fakat sadece dünyada değil, kendi yerelinde bile nadir olmasından ötürü ekonomik değeri düşük ve yerli üreticiler için sıkıntı yaratan bir tür. “Nine ve dedelerimiz altı kilo zeytinden bir litre yağ çıkarabiliyor. Avrupa’da ulaşılması beklenen standart 3,5–4 litre,” diyor Hasan; “Bu hedefe ulaşılsa çiftçi için iyi ve ticari bir anlamı var. Ancak aksi durumlarda dört kilo zeytini olduğu gibi satmayı tercih ediyorlar. Sayısal faktörler lezzetin önüne geçmeye başlıyor. Öyle olunca örneğin güneye Yunanistan’dan Halkidiki, kuzeye de Türkiye’den Gemlik, Memecik gibi sofra zeytinleri getirilmeye başlanıyor. Böylece bizim kullandığımız Kıbrıs zeytini, yine bizim çalıştığımız aile çiftliklerinde kalmış oluyor.” Colive en başta ekonomik geri dönüşü zayıf ve neredeyse yok olmak üzere olan bu zeytin türüne yeniden hayat vererek dünyadaki çeşitliliğe katkıda bulunmayı hedefliyor.

Projenin fikir babası Hasan, yıllarca aile zeytinliklerinden üretilen zeytinyağını yurtdışındaki arkadaş ortamlarında paylaştıktan sonra işi profesyonel bir seviyeye taşıma kararını almış. 2017 yazında İtalya ve İspanya’da zeytinyağı tadımı ve üretimiyle ilgili sertifika programlarına katılmış. Daha sonra da Alex ile düşüncelerini paylaşmış. “İki toplumlu bir yaklaşımla gerçekleştirilme olasılığı güçlü bir fikirdi”, diyor Hasan; “Ortadan geçen sınır fark etmeksizin iki kesimde de çiftçi bu nadir zeytini yetiştirirken aynı ekonomik darboğazlardan geçiyor. Biz bu insanlarla çalışarak söz konusu zeytinleri bir araya getirebiliriz diye düşündük.” Alex de oluru verince köyleri gezmeye, tanıştıkları çiftçilere, “Bize zeytininizi satar mısınız?” sorusunu sormaya ve farklı zeytinliklerin yağını tatmaya başlamışlar.

Manifold’tan alınmıştır.

Hasan ve Alex, Colive’i ayağa kaldırmaya çalıştıkları ilk dönemde küçük bir adanın kendine özgü ‘iş yapma’ koşullarına adapte olmak durumunda kalmışlar. Neredeyse kartopu yöntemiyle ve tanışıklıklar yoluyla bir kapıdan diğerine yol almışlar; bu şekilde zeytin üreticileri ile zeytinyağı üretiminin yan sektörlerinde yer alan diğer profesyonellerle bir araya gelmişler. “Kalkanlı’da anıt ağaçlarına gözü gibi bakan bir abi var mesela. Ailesiyle birlikte hayatlarını buna vakfetmişler ama hak ettikleri geri dönüşü alamıyorlar. Anlaştık ve şu an ondan alım yapıyoruz” diyor Hasan. Güney kesimde de aynı yöntemle hareket etmişler; tarım bakanlığından çiftçilere, oradan bahçe tarımı üzerine eğitim almış şişecilere ulaştıkları bu süreçte, alışageldikleri kurumsal çalışma biçimlerinin dışına çıkmayı öğrenmişler: “Evet, burada Google’layarak ulaşabileceğimiz kaynaklar çok kısıtlı fakat küçük bir yer olduğu için işini sevgi ve özenle yapan insanlara ulaşmak sandığınızdan daha kolay olabiliyor.”

Adada ticari hayatın alışılagelmiş işleyiş kalıpları ve üretim süreçleri ile ilişkilenme biçimlerini göz önünde bulundurunca, Colive’in başka türlü bir zaman ve mekâna ait bir vizyonla çalıştığını anlamak zor değil. Hasan, bu perspektifi, “Biz, bizim gibi çalışmak isteyen kimseler için bir ekosistem ve başarı hikâyesi oluşturma gayretindeyiz” sözleriyle özetliyor. Her ne kadar Colive’in oluşumunu mümkün kılan insanlar arası ilişkiler (gerek üreticiler gerek şişeciler ile) tamamen enformel karşılaşmalar üzerinden yürümüş olsa da, Hasan için yaptıkları işin kitabını oluşturmak hedeflerinin olmazsa olmazı. “Telefonu açıp Mehmet Abi ile problemimizi çözmek istemiyoruz çünkü by the book [kitabına göre] işleyen bir sistem olmazsa, bizden feyz alıp yola çıkanlar kilitlenir. Birisiyle oturup karşılıklı çay içince yasal çerçeve değişmiyor. Fakat benim 10–100 milyonluk iş hacmim var derseniz herkes sizi farklı dinler.” Yine de küçük bir yerde iş yapmanın ve kişisel inisiyatiflerin daha kolay harekete geçirilebilmesinin avantajını reddetmiyor, “çünkü ‘by the book bile olsa,’ her şey her zaman insanlara bağlı.”

Hasan ve Alex, yaratmak istedikleri bu algının, Kıbrıs’taki hedef kitlelerinin aidiyet duygularında bir değişim yaratmasını umuyor ve tüketim alışkanlıklarında kendilerine ait yerin bu değişimle tanımlı olmasını istiyorlar. “İnsanların en başta, ‘bunu üretenlerden ben kötü bir şey alamam’ diye düşünmesini arzu ederim” diyor Hasan. “Sonra da, nasıl ki birileri birtakım ürün ve markaları tükettiğinde kendisine dair bir şeyler söylüyor, bizim ürünümüzün de Kıbrıslı tüketici için tam olarak böyle bir anlamı olmasını isterim. Bunu yakalayabildiğimiz takdirde, kalıcılaşabiliriz.”

Bu yazı Özlem Ünsal’ın Adadan Zeytinyağı Mektupları isimli makalesinden derlenmiştir. yazının tamamı için tıklayın.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here