Psikoloji biliminin kurucularından sayılan Sigmund Freud’tan önce “kitle psikolojisi” hakkında çalışmalar yapmış olan Gustave Le Bon, 1890’larda kaleme aldığı eserinde çağını “kitleler çağı” olarak niteledikten sonra, “Napolyon, Fransız halk kitlelerinin ruhlarına pek derin surette nüfuz ediyordu. Fakat çeşitli ırkların psikolojisini tamamıyla anlayamamıştı. Bu bilgisizlik onu İspanya’da ve Rusya’da, mağlubiyetini ve sükûtunu (düşüşünü) hazırlamış olan harplere sürüklemiştir” diye yazmıştır. Napolyon, İspanya ve Rusya’da kurtarıcı gibi karşılanacağını umuyordu ama düşman olarak kabul edildi ve yenildi.
Kitleleri anlayabilmek zordur. Okumak yetmez… İçlerinde çalışmak, başarısızlıklara imza atmak ama bu başarısızlıkları, nedenlerini anlayacak şekilde analiz etmeyi gerektirir.
Napolyon’dan bu tarafa 200 yıl geçti. Napolyon, kitle psikolojisi bilmeden, hisleri ile hareket ediyordu. Şimdi bilim pek çok sorumuza yanıt veriyor. Bildiğimiz şeyden biri, kitleyi oluşturan insanların rüzgârı arkalarında alarak yürümeyi tercih ettikleridir. Siyasiler de bunu biliyor ve rüzgârın kendilerinden yana estiğini kanıtlamak için her şeyi yapıyorlar.

. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .
Kamuoyu araştırmaları, rüzgarının yönünü tayin etmek için bir araçtır. Bilimsel ve etik değerlere uygun yapılan araştırmalar, “yön bulucu” verileri ortaya çıkarabilirler. Siyasilerin derdi ise “yönümüzü bulmamıza yardımcı olmak” değil, kendilerinin yürüyüşüne katılmamızı sağlamaktır. Bizi yanıltmaktan da çekinmemektedirler ve sıkıştıkları zaman yanıltıcı araştırma sonuçları yayınlamakta bir beis görmüyorlar.
Şimdilerde hangi anketin gerçek, hangisinin sahte olduğunu konuşuyoruz. Düzenli olarak yapılan ve finansmanından yöntemine kadar bütün ilgili hususları kamuoyu ile paylaşılan anketler bu kapsamın dışında kalsa bile seçim dönemlerinde yayınlanan anketlerin, bizi yönlendirme amacı taşıdığını unutmamak gerekiyor. Gerçek olan da olmayan da, bizim oy doğrultumuzu etkilemek amacıyla yayınlanıyor.
American Association for Public Opinion Research (AAPOR – Amerikan Kamuoyu Araştırmaları Birliği) bu tür araştırmalar için bazı standartlar belirlemiştir. Seçim zamanı yayınlanan araştırmaların bu standartlara uygunluğunu denetleme olanağımız olsa gerçek olan ile sahte olanı ayırt etmeye kalkışabilirdik. Ama biz hiçbir standarda uymadığımız gibi araştırma standartlarına da uymuyoruz tabii… Umurumuzda bile değil! Bizim amacımız seçmeni kandırmak ve oyunu almaktır; gerisi boştur!
Bu durumda, herkesin kendi araştırmasını kendisinin yapmasını öneriyorum…
Çevrenizde iyi tanıdığınız, samimiyetine ve açık sözlülüğüne güvendiğiniz 20 kadar kişiye geçen seçimde kime oy verdiğini, yaklaşan seçimde kime oy vereceğini sorar ve yanıt alabilirseniz gerçek anlamda bir veri elde etmiş olacaksınız. Hata payınız yüksek olacak belki ama sizin de elinizde oy yönelimlerini belirleyen bir veri olacaktır. Özellikle geçen seçimlerle yapacağınız karşılaştırma “oy kaymalarının yönünü”, başka bir değişle “rüzgarın yönünü ve hızını” az-çok anlamanıza yardımcı olacaktır.
Neden olmasın değil mi?
Her önünüze gelene “anketler ne durumda be gardaş” diye sormak yerine böyle bir mini anketle yönünüzü bulmaya çalışmanız daha iyi olmaz mı?

