HANEFİLİĞE ÖVGÜ: İSLAMA BİRAZ DAHA İÇİNDEN BAKALIM!

ORTA ASYA İSLAMINA DAMGASINI VURAN ŞEY, AKIL YOLUYLA DÜŞÜNMEYE GENİŞ BİR ALAN AYIRMASIYDI. BUNUN SONUCU 400 YIL KADAR SÜREN BİR AYDINLANMA VE BİLİMSEL GELİŞME DÖNEMİ YAŞANDI. BU DÖNEMİ BİTİREN NE OLDU? BU SORUNUN YANITI İSLAM MEZHEPLERİNE BAKIŞIMIZIN ESASINI OLUŞTURMALI.

0
blank

Sizi bilmem ama 1963 yılında başladığım ilkokulda bize, dinimizin İslam, mezhebimizin ise Hanefilik olduğu öğretiliyordu.

1940 doğumlu Avrasya ve Orta Asya tarihçisi ve arkeoloğu Frederick Starr, Hanefilik akımının Orta Asya’da 800-1200 yılları arasındaki bilimsel bir atılım çağı yaşanmasında belirleyici bir rol oynadığı iddiasındadır.

Mezhepçilık yasaktır denir ama inanmayın… Diğer dinlerde de olduğu gibi İslam’da da çeşitli mezhepler vardır. Hanefiliği diğer İslam mezheplerinden ayıran temel özellik, çok geniş bir yorumlama kabiliyeti sağlamasıdır.

Starr’a göre bu şu anlama gelir:

  • Hanefilik, hukuki meselelerde katı bir literalizme bağlı değildir.
  • Akıl yürütmeyi, toplumun ihtiyaçlarını ve örfü dikkate alır.
  • Metni her durumda olduğu gibi uygulamak yerine, amaç ve mantığı esas alır.

Starr, özellikle “rey ekolü” olarak doğmuş Hanefi geleneğinin, Şafii veya Hanbeli mezheplerindeki daha sınırlı yorum çerçevesine kıyasla çok daha geniş bir düşünsel hareket alanı sunduğunu vurgular.

Orta Asya’da 8.–12. yüzyıllar arasında yaşanan büyük bilimsel-altın çağ, sadece bilim insanlarının yaratıcılığıyla değil, aynı zamanda hukuki ve entelektüel özgürlük ortamıyla mümkün oldu. Bu ortamın merkezinde ise Hanefilik vardı.

Hanefiliğin egemen olduğu bölgelerde –Buhara, Semerkant, Fergana, Merv, Harezm– astronomi, tıp, matematik, şiir, felsefe ve sosyoloji olağanüstü gelişmiştir. Starr’a göre bu bir tesadüf değildir; mezhebin yönteminin bilimsel zihniyete yakın olmasının bir sonucudur.

blank
KONFERANSTA NE ANLATILACAK BİLMİYORUZ TABİİ… GİDİP DİNLEME OLANAĞI DA YOK… BU ARADA STARR’IN KAYIP AYDINLANMA KİTABINI ŞİDDETLE TAVSİYE EDERİM. ÖZELLİKLE 217’NCİ SAYFAYI ATLAMAMAYA DİKKAT EDİN AMA LÜTFEN…

Starr gibi bilim adamları, anılan yıllarda yaşanan aydınlanmanın çöküşünü İslamik gericilikle ilişkilendirmekten kaçınırlar ve daha nesnel nedenler üzerinde dururlar. Bu nedenlerin başında Doğu ile Batı arasındaki ticaret yollarının yön değiştirmesi ve bölgede fakirleşme ile birlikte şehir yaşamının çökmesi vardır. Bu değişim bölgenin ekonomik gücünü zayıflattı, ekonomik canlılığın kaybolması sonucunda bilimsel üretim de çöktü.

Bu gelişme sırasında İslam anlayışında da değişiklikler oldu ama… Medrese sistemi “dini ilimler” denen çalışmalara yöneldi; akılcıl yöntemler ile dünyayı anlamaya çalışmak neredeyse suç haline geldi. Felsefe, astronomi ve matematik gibi alanlar “kuşkulu” hale getirilirken İbni Sina gibi bilim adamları ekonomik çöküntü ve hatta salgın hastalıkların sorumlusu ilan edildiler.

Dini gericiliğin olduğu yerde bilim olmaz… Bilimin olmadığı yerde ekonomik gerilemeye karşı durulamaz!

Doğu Akdeniz Üniversitesi’nde bugün ilginç bir konferans var: “Kayıp Mirasa Yolculuk: Bilim Tarihi ve İslam Medeniyetinin İnsanlığa Katkıları”…  Adını ilk defa duyduğum İslam Bilim Tarihi Araştırmaları Vakfı (İBTAV) Mütevelli Heyeti Üyesi Necmeddin Bilal Erdoğan, izleyicilerine bu dönemi anlatacak…

Bakalım ne anlatacak?

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz