<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>YAŞAM &#8211; Ve Kıbrıs</title>
	<atom:link href="https://www.vekibris.com/category/yasam/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.vekibris.com</link>
	<description>Anlamak için farklı bak...</description>
	<lastBuildDate>Wed, 14 Dec 2022 07:56:06 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>
	<item>
		<title>GRİBAL ENFEKSİYONLARA KARŞI BOL SU TÜKETİN</title>
		<link>https://www.vekibris.com/gribal-enfeksiyonlara-karsi-bol-su-tuketin/</link>
					<comments>https://www.vekibris.com/gribal-enfeksiyonlara-karsi-bol-su-tuketin/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 14 Dec 2022 05:05:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[YAŞAM]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.vekibris.com/?p=109263</guid>

					<description><![CDATA[<p>İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Kamuran Kaya, soğuk algınlığı ile sıkça karıştırılan gribal enfeksiyonlara karşı bol su tüketilmesi tavsiyesinde bulundu. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Kamuran Kaya, gribal enfeksiyonun çocuklar; yaşlılar, ek hastalığı olanlar, sigara kullananlar ve gebelerde daha ağır seyrettiğini söyleyerek, gribal enfeksiyonlara karşı bol su tüketilmesi tavsiyesinde bulundu. Dr. Kamuran Kaya, “Yüksek ateş, baş ağrısı, [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.vekibris.com/gribal-enfeksiyonlara-karsi-bol-su-tuketin/">GRİBAL ENFEKSİYONLARA KARŞI BOL SU TÜKETİN</a> first appeared on <a rel="nofollow" href="https://www.vekibris.com">Ve Kıbrıs</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Kamuran Kaya, soğuk algınlığı ile sıkça karıştırılan gribal enfeksiyonlara karşı bol su tüketilmesi tavsiyesinde bulundu.</p>
<p>İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Kamuran Kaya, gribal enfeksiyonun çocuklar; yaşlılar, ek hastalığı olanlar, sigara kullananlar ve gebelerde daha ağır seyrettiğini söyleyerek, gribal enfeksiyonlara karşı bol su tüketilmesi tavsiyesinde bulundu.</p>
<p>Dr. Kamuran Kaya, “Yüksek ateş, baş ağrısı, öksürük, yaygın kas ağrısı ile seyreden burun, boğaz, üst <span class="marked">solunum</span> yolları ve bazen de akciğerleri tutan, pandemi yapabilen influenza virüsünün etken olduğu bir enfeksiyon hastalığıdır. Havaların soğuduğu ve nem oranının düştüğü dönemler olan kış ve bahar aylarında daha sık görülür. Çocuklar, yaşlılar, ek hastalığı olanlar, sigara kullananlar ve gebelerde daha ağır seyreder. Semptomların başlamasından 24 saat önce ve başladıktan 5 gün sonraya kadar bulaştırıcılık yoğun olarak görülür” dedi.</p>
<p><strong>&#8220;BOL SIVI ALINIP İSTİRAHAT EDİLMELİ&#8221;</strong></p>
<p>Kaya, gribal enfeksiyon tedavisinde temel yaklaşımın bol sıvı alınması ve istirahat edilmesi olduğunu ifade ederek, “Mevsimsel salgınlara neden olur. Bu salgınlar gereksiz antibiyotik kullanımına, antibiyotik alanlarda dirençli suşların oluşmasına, immün sistemin baskılanmasına bağlı olarak bakteriyel enfeksiyonların oluşmasına zemin hazırlar. Soğuk algınlığı ile sık karıştırılır. Soğuk algınlığı hafif burun akıntısının ön planda olduğu ve diğer bulguların da silik geçtiği bir tablodur. Gribe influenza virüsü neden olduğu gibi diğer virüsler de neden olabilir. Tedavide temel yaklaşım bol sıvı alınması ve istirahat edilmesidir” diye konuştu.</p>
<p><strong>&#8220;GÖZLERE, AĞZA VE BURUNA OLABİLDİĞİNCE DOKUNULMAMALI&#8221;</strong></p>
<p>Kaya, gribal enfeksiyonlardan korunmada dikkat edilecekler hususlardan bahsederek gözlere, ağza ve buruna olabildiğince dokunulmaması gerektiğini söyleyerek, “Hastalık şüphesi olanlarla yakın temastan kaçınmalı. Su ve sabunla eller sık olarak yıkanmalı ve uygun kurulanmalı. Aksırırken ve hapşururken ağzı ve burnu uygun şekilde, mümkünse kağıt mendille kapamalı. Gözlere, ağza ve buruna olabildiğince dokunulmamalı. Ağzı, burnu kapama sırasında kullanılmış malzemeyi uygun şekilde ortamdan uzaklaştırmalı. Hastalık şüphesi olanlar kendilerini erken dönemde izole etmeliler, iş veya okula gitmemeliler. Uygun beslenme, yeterli uyku ve sıvı alımına dikkat edilmeli. Özellikle sık temas edilen yüzeylerin temizliğine ve dezenfeksiyonuna özen gösterilmeli” şeklinde konuştu.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.vekibris.com/gribal-enfeksiyonlara-karsi-bol-su-tuketin/">GRİBAL ENFEKSİYONLARA KARŞI BOL SU TÜKETİN</a> first appeared on <a rel="nofollow" href="https://www.vekibris.com">Ve Kıbrıs</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.vekibris.com/gribal-enfeksiyonlara-karsi-bol-su-tuketin/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>KIBRISLI TÜRKLERİN İLK ÇOCUK DOKTORU: ORHAN OKTAY…</title>
		<link>https://www.vekibris.com/kibrisli-turklerin-ilk-cocuk-doktoru-orhan-oktay/</link>
					<comments>https://www.vekibris.com/kibrisli-turklerin-ilk-cocuk-doktoru-orhan-oktay/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 11 Dec 2022 16:52:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[YAŞAM]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.vekibris.com/?p=108981</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dr. Orhan Oktay, Kıbrıslı Türklerin ilk çocuk doktoru olarak 50 yıl çocuk hastalıklarını takip ve tedavi etti, muayene ettiği çocuklar için “Sayısız…” dedi. Türkiye’deki ihtisas döneminde kızamık, dizanteri, verem gibi birçok salgın hastalık gördü, genç bir uzman olarak 1957’de döndüğü Kıbrıs’ta da zor koşullara, imkansızlıklara, fakirliğin, savaşın ve göçün çocuklara verdiği zarara tanıklık etti. Hadiseler [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.vekibris.com/kibrisli-turklerin-ilk-cocuk-doktoru-orhan-oktay/">KIBRISLI TÜRKLERİN İLK ÇOCUK DOKTORU: ORHAN OKTAY…</a> first appeared on <a rel="nofollow" href="https://www.vekibris.com">Ve Kıbrıs</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 300;"><span style="font-weight: 300 !important;">Dr. Orhan Oktay, Kıbrıslı Türklerin ilk çocuk doktoru olarak 50 yıl çocuk hastalıklarını takip ve tedavi etti, muayene ettiği çocuklar için “Sayısız…” dedi.</span></p>
<p style="font-weight: 300;"><span style="font-weight: 300 !important;">Türkiye’deki ihtisas döneminde kızamık, dizanteri, verem gibi birçok salgın hastalık gördü, genç bir uzman olarak 1957’de döndüğü Kıbrıs’ta da zor koşullara, imkansızlıklara, fakirliğin, savaşın ve göçün çocuklara verdiği zarara tanıklık etti.</span></p>
<p style="font-weight: 300;"><span style="font-weight: 300 !important;">Hadiseler başladığında yatıracak yer bulamadıkları için hasta çocukları kısa bir süre Dr. Fazıl Küçük’ün evinde tedavi ettiklerini, o yıllarda çok fazla anormal doğumlar, hatta açlıktan ölen çocuklar gördüklerini söyledi.</span></p>
<p style="font-weight: 300;"><span style="font-weight: 300 !important;">94 yıllık yaşam öyküsünü Türk Ajansı Kıbrıs’a (TAK) anlatan Dr. Orhan Oktay, eğitim yıllarından bahsederken Larnaka- İstanbul arasındaki uzun yolculuğu, babasının ona yaptırdığı ve taşımakta zorlandığı tahta bavulu, memleket hasretiyle bindiği gemi Kıbrıs’a yaklaştığında burnuna vuran portakal çiçeği kokusu da hatırladı.</span></p>
<p style="font-weight: 300;"><span style="font-weight: 300 !important;">Çocuk bakmanın zorluğunu baba olduğunda anladığını söylen Dr. Orhan Oktay, uzun ve sağlıklı yaşam için “Yaratılış… Genetik yapı…” dedi.</span></p>
<p style="font-weight: 300;"><span style="font-weight: 300 !important;">Yakın zamana kadar tıptaki gelişmeleri abonesi olduğu İngiliz ve Amerikan mecmualardan takip ettiğini söyleyen “Artık okumak zor geliyor…” diyen Dr. Orhan, şimdiki doktorların her bakımdan kendilerinden önde olduğunu, aşıların çocuk hastalıklarının önlenmesinde önemli rol oynadığını söyledi, aşılar sayesinde hekimlerin artık karşılaşmadığı hastalıklardan söz etti.</span></p>
<p style="font-weight: 300;"><span style="font-weight: 300 !important;">Dr. Oktay, “Bizim zamanımızda kötü beslenme, açlık vardı. Şimdiki çocuklar aşırı beslendiği için zayıflamaya çalışıyor. Bana göre çocuklar fazla şımartılıyor, annelerine- babalarına bağımlı yetiştiriliyor. Eski aile bağları ve saygı yok. Kültür öyle oldu. Halk değişti, nesiller değişiyor…” dedi.</span></p>
<p style="font-weight: 300;"><span style="font-weight: 300 !important;">-“En güzel yıllarım Girne’deydi”</span></p>
<p style="font-weight: 300;"><span style="font-weight: 300 !important;">Dr. Orhan Oktay, 1928’de Salih-Tevhide Oktay çiftinin 3 çocuğundan biri olarak Boğaziçi’nde (Lapathos) doğdu. Öğretmen olan babasının tayini nedeniyle ilkokulu Girne’de okudu. Orada geçirdikleri zamanı “En güzel yıllarımdı…” diyerek anlattı.</span></p>
<p style="font-weight: 300;"><span style="font-weight: 300 !important;">“Şimdi kapalıdır ama büyükçe bir okulumuz vardı. Hilmi Damdelen’in de olduğu 3-4 öğretmenimiz vardı. Babam öğretmenim olmadı ama anısı olanlar onu sert biri olarak hatırlar.”</span></p>
<p style="font-weight: 300;"><span style="font-weight: 300 !important;">-“Öğrencilerine milliyetçiliği aşıladılar”</span></p>
<p style="font-weight: 300;"><span style="font-weight: 300 !important;">Babasının Türkiye’den gönderilen öğretmenlerin yetiştirdiği nesilden olduğunu da anlatan Dr. Orhan, “O öğretmenler Kıbrıslılarda çok iyi intibalar bıraktı, bilhassa ilkokul hocaları, yani bizim babalarımız onların sayesinde öğrencilerine milliyetçiliği aşıladı. Kıbrıs’taki gelişmelere Türkiye’den gelen öğretmenlerin de etkisi oldu” dedi.</span></p>
<p style="font-weight: 300;"><span style="font-weight: 300 !important;">-“Lefkoşa’ya bomba düştüğünde okul tatildeydi”</span></p>
<p style="font-weight: 300;"><span style="font-weight: 300 !important;">Kıbrıs İslam Lisesi’nde okumak için 1939’da Lefkoşa’ya gelen Dr. Orhan Oktay, İkinci Dünya Savaşı’nın yaşandığı o yıllarda okulun güvenlik için bir süreliğine Lapta’ya taşındığını, Almanlarla ittifak halinde olan İtalyanların Kıbrıs’ı bombaladığını anlattı.</span></p>
<p style="font-weight: 300;"><span style="font-weight: 300 !important;"> “Lefkoşa’ya bomba düştüğünde okul tatildi, köydeydik. Tren istasyonuna atmışlardı bombayı, şimdiki Trenyolu Polikliniği’nin olduğu yere&#8230; Mağusa’yı da bombaladılar. İsabetsiz bombalamalar oldu ama birkaç defa Mağusa Limanı’nı tutturdular.”</span></p>
<p style="font-weight: 300;"><span style="font-weight: 300 !important;">-“Boyca da yaşça da arkadaşlarımdan küçüktüm”</span></p>
<p style="font-weight: 300;"><span style="font-weight: 300 !important;">Ortaokul ve lise yıllarını yurtta geçiren Dr. Orhan Oktay, “Aileden ilk kez ayrılmak zor gelmişti ama alıştık” dedi.</span></p>
<p style="font-weight: 300;"><span style="font-weight: 300 !important;">Köye tatillerde gittiğini, zaman zaman annesiyle babasının da onu ziyarete geldiğini anlatan Dr. Orhan Oktay, İslam Lisesi’nden ve dönem arkadaşlarından şöyle söz etti:</span></p>
<p style="font-weight: 300;"><span style="font-weight: 300 !important;">“İslam Lisesi’nin taş binası hâlâ duruyor. Büyük salonların olduğu bir binaydı. Yemekhanesi, koğuşları, öğretmen odaları vardı… Reşat Ebeoğlu yurtta görev alan öğretmenlerimizdendi.</span></p>
<p style="font-weight: 300;"><span style="font-weight: 300 !important;">Harp zamanı yangın çıkarsa diye avlumuza havuz yapmışlardı. O avluda vaktiyle badminton, voleybol sahası vardı. Ben spora pek meraklı değildim. Hoca birkaç kez beni denemişti ama boyca da yaşça da arkadaşlarımdan küçüktüm. Bir yaş erken başlamıştım okula, aralarında kaybolurdum. </span></p>
<p style="font-weight: 300;"><span style="font-weight: 300 !important;">Dr. Ali Niyazi Fikret, Dr. Ali Atun, Dr. Kelami Atun, eczacılar Nebil Nabi ve Arif Kufi, Dr. İsfendiyar Tuncer, Ali Özdemir vardı arkadaşlardan…</span></p>
<p style="font-weight: 300;"><span style="font-weight: 300 !important;">Tiyatro ve müzik kollarımız, oldukça teferruatlı bir de okul bandomuz vardı. Dersten başımızı kaldıramazdık. İmtihanlar sıkıydı. Yurttayken çok sık hastalanırdım, boğazım iltihaplanırdı. Dr. Nuri Bey muayene ederdi bizi. Yaşlı bir adamdı ama okul doktoru olarak yeterliydi…”</span></p>
<p style="font-weight: 300;"><span style="font-weight: 300 !important;">-“Türk doktorlar parmakla sayılacak kadar azdı ve gözde mesleklerden hekimlik vardı…”</span></p>
<p style="font-weight: 300;"><span style="font-weight: 300 !important;">Liseden mezun olduktan sonra bir yıl olgunluk imtihanına hazırlandığını, bu sürede Mağusa’da ailesinin yanında kaldığını ve British Institute’de İngilizce dersleri aldığını söyleyen Dr. Orhan, neden tıbbı seçtiğini şöyle anlattı:</span></p>
<p style="font-weight: 300;"><span style="font-weight: 300 !important;">“Çocuklar etraftan etkilenir. Benim de kulağımı doldurdular. Nenem ‘Seni doktor göreyim, saraylarda göreyim’ diye dua ederdi. Liseden mezun olduğum zaman gözde mesleklerden hekimlik vardı ve Türk doktorlar parmakla sayılacak kadar azdı; Dr. Niyazi Manyera; Dr. Fazıl Küçük; Dr. Tahsin Gözmen, Dr. Orhan Müderrisoğlu, Dr. Fikret Rasım, Dr. Mehmetali Bey gibi isimler vardı Kıbrıs’a ilk gelenler arasında.”</span></p>
<p style="font-weight: 300;"><span style="font-weight: 300 !important;">-13 günlük gemi yolculuğu…</span></p>
<p style="font-weight: 300;"><span style="font-weight: 300 !important;">1946’da İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi’ne giden Dr. Orhan, gemiyle 13 günde tamamladığı Larnaka-İstanbul yolculuğunu şöyle hatırladı:</span></p>
<p style="font-weight: 300;"><span style="font-weight: 300 !important;">“Larnaka’ya, limana babam götürdü beni. Sınıf arkadaşlarım benden evvel gitmişti. Yalnızdım. Yemek verilmez diye bir sepete yakın yiyecek koydu annem yanıma, tavuk, köfte, onu-bunu… Yiyebileceğimiz kadarını yedik ama üç günde sıcaktan bozuldu yemekler, hepsini döktük.</span></p>
<p style="font-weight: 300;"><span style="font-weight: 300 !important;">İstanbul’da, veteriner Hakkı Atun karşıladı beni. Bir de ağır bavulum vardı, babam tahtadan yaptırdıydı. 15 gün kadar Hakkı Bey’in evinde kaldım… O zaman Türkiye’ye girebilmeniz için ya biri size vekâletname verecekti ya da vize muamelesi için bir miktar para yatıracaktınız. Babam o kadar zengin değildi. Hakkı Atun’un eşi Reza Hanım öğretmen olan babası vasıtasıyla bana vekâletname almıştı. Yurda yerleşmeme de Ovgorozlu (Ergazili) Nevzat Karagil yardımcı oldu. Hukukçuydu. Kıbrıslı talebelere yardımcı olmaya meraklıydı…”</span></p>
<p style="font-weight: 300;"><span style="font-weight: 300 !important;">-“Kıbrıs’taki hayat İstanbul’dan daha yüksekti”</span></p>
<p style="font-weight: 300;"><span style="font-weight: 300 !important;">Dr. Orhan Oktay, 1947 İstanbul’unu da şu sözlerle anlattı:</span></p>
<p style="font-weight: 300;"><span style="font-weight: 300 !important;">“Bir karaltı gördüm gemiden. Samatya… Ahşap, boyasız evlerin olduğu bir semtti. İstanbul’la ilgili ilk intibam kötüydü. Hayal kırıklığına uğramıştım. Çok da fakirlik vardı… Kıbrıs’taki hayat İstanbul’dan daha yüksekti.</span></p>
<p style="font-weight: 300;"><span style="font-weight: 300 !important;">Tahsilli kimseler bilirdi ama Kıbrıs’ın nerde olduğunu bilmeyenler de vardı. İngiliz idaresinden ayrılacağımızda çıkan hadislerle tanınmıştık.</span></p>
<p style="font-weight: 300;"><span style="font-weight: 300 !important;">En güzel misali Dr. Ali Atun anlatmıştı; Abisi Türkiye’de olduğu için liseyi Ankara’da okumuştu, futbol oynadığını anlattığında ona ‘Top denize düşmez miydi?’ diye sormuşlar…”</span></p>
<p style="font-weight: 300;"><span style="font-weight: 300 !important;">-Memleket hasreti ve gemiye kadar gelen çiçek kokusu</span></p>
<p style="font-weight: 300;"><span style="font-weight: 300 !important;">Hafta sonları yurttan arkadaşı Dr. Özdemir’le İstanbul’u dolaştıklarını söyleyen Dr. Orhan Oktay, şöyle devam etti:</span></p>
<p style="font-weight: 300;"><span style="font-weight: 300 !important;">“İlk yıl derslerde zorluk çektik. Fizik ve kimya bizde zayıftı. Çok başarılı olduğumdan değil de bir tek ben ve Vedat (Narkozitör) takılmadan geçmiştik.</span></p>
<p style="font-weight: 300;"><span style="font-weight: 300 !important;">Kıbrıs’a sadece yaz tatillerinde gelebilirdik. Uçak seferleri ben son sınıftayken başlamıştı… İlk yıl imtihanları verdik, ilk işimiz tren bileti almak oldu. İstanbul’dan İskenderun’a geldik. Sabaha yakın da gemiyle yola çıktık. Saatte 5 mil yapan bir gemi. Canın sıkılır, kürek atıp hızlanmak istersin, öyle yavaş…</span></p>
<p style="font-weight: 300;"><span style="font-weight: 300 !important;">Zaferburnu’nu döndükten sonra bir portakal çiçeği kokusu vurdu burnuma… Deniz çarşaf gibi… Ha geldik, ha geliyoruz. Öğleye doğru Larnaka’ya vardık. Vatanımıza geldik, evimize geldik. Mutluyduk&#8230;”</span></p>
<p style="font-weight: 300;"><span style="font-weight: 300 !important;">-“Çocuk servisinde bana çok büyük yakınlık gösterdiler”</span></p>
<p style="font-weight: 300;"><span style="font-weight: 300 !important;">6 yıllık eğitimden sonra sıra ihtisas için bölüm seçmeye geldi. Dr. Orhan Oktay, neden Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanlığını seçtiğini şöyle anlattı:</span></p>
<p style="font-weight: 300;"><span style="font-weight: 300 !important;">“Evvela nöroloji bölümünü düşündüm ama Türkiye’de o yıllarda nöroloji çok gelişmiş değildi, tanınmış hocaları yoktu. Hangi alanı seçeceğiniz o bölümlerin şefleriyle de ilgiliydi.</span></p>
<p style="font-weight: 300;"><span style="font-weight: 300 !important;">Çocuk servisinde bana çok büyük yakınlık gösterdiler. İki asistan beni teşvik etti. İhsan hocayla (Ord. Prof. Dr. İhsan Hilmi Alantar) konuştular. İhsan hoca üniversiteyi kuranlar arasındaydı ve en yaşlı hocamızdı, asistanlarını kırmadı. Hocadan izin istedim, ‘1 ay memlekete gideyim’ dedim. 1952’nin son ayında Kıbrıs’a geldim, 1953’te de ihtisasa başladım.”</span></p>
<p style="font-weight: 300;"><span style="font-weight: 300 !important;">&#8211; “Aşı çıkıncaya kadar salgın hastalıklar çocukları süpürür giderdi”</span></p>
<p style="font-weight: 300;"><span style="font-weight: 300 !important;">Dr. Orhan Oktay, İstanbul Üniversitesi Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ndeki ihtisas yıllarından da şöyle söz etti:</span></p>
<p style="font-weight: 300;"><span style="font-weight: 300 !important;">“Haseki’deki klinik İstanbul’da üniversitenin tek çocuk kliniğiydi. Asistanlara bodrum katında bir oda verdiler. Kalorifer odasıyla duvar ayırırdı bizi, kışın çok güzel ısınırdık orda. 1950’li yıllarda Türkiye’de salgın hastalıklar vardı; verem, kızamık, suçiçeği, dizanteri, zatürre, difteri, boğmaca… Aşı çıkıncaya kadar salgınlar çocukları süpürür giderdi. Verem ve çocuk felci aşıları ben Türkiye’deyken yapılmaya başlandı, Kıbrıs’a gelince bunlara kızamık, kızamıkçık ve suçiçeği eklendi…”</span></p>
<p style="font-weight: 300;"><span style="font-weight: 300 !important;">-Asya’dan gelen göçmenler ve Türkiye’deki verem salgını</span></p>
<p style="font-weight: 300;"><span style="font-weight: 300 !important;">Fakirlik nedeniyle çocukların yeterli beslenemediğini de söyleyen Dr. Orhan, bir anısını şöyle paylaştı:</span></p>
<p style="font-weight: 300;"><span style="font-weight: 300 !important;">“Asya’dan yola çıkıp yürüyerek binbir güçlükle Türkiye sınırına gelen 300 civarında bir grup vardı. O göçmenlerden birinin bebeğini getirdiler bir gece nöbete. Çocuk ölmek üzereydi ve öldü de.</span></p>
<p style="font-weight: 300;"><span style="font-weight: 300 !important;">Devlet ‘neden öldü’ diye soruşturma açtı. Verem olduğu otopside anlaşıldı. O nispette olmasa bile gelenlerin çoğu veremliydi. Türkiye’de de çok verem vakası vardı o yıllarda. Tevfik hoca (Ord. Prof. Dr. Tevfik Sağlam) kampanyalar, sanatoryumlar yaptı, halk röntgen muayenesinden geçirildi, üniversiteye girenlere röntgen çekildi, verem testi yapıldı. Bütün Anadolu bu şekilde tarandı, Türkiye’de verem azaldı ama yeni alevlenmeler var. Mikroplarda tedaviye dayanıklılık oldu. Onun da etkisi var tabii…”</span></p>
<p style="font-weight: 300;"><span style="font-weight: 300 !important;">-“Halk fakirdi. Çocukların beslenmesi kötü durumdaydı”</span></p>
<p style="font-weight: 300;"><span style="font-weight: 300 !important;">İhtisasını tamamlayıp Kıbrıslı Türklerin ilk Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı olarak 1957’de Kıbrıs’a gelen Dr. Orhan Oktay, Lefkoşa’da, Abdi Çavuş Sokak’ta klinik açtı, 3 sene serbest çalıştı.</span></p>
<p style="font-weight: 300;"><span style="font-weight: 300 !important;">“Başka Türk çocuk doktoru yoktu diye ilk sene aşırı bir talep oldu bana. O yıllarda burada da vardı kızamık salgını… Aşı, geldiğim yıllarda yapılmaya başlamıştı.</span></p>
<p style="font-weight: 300;"><span style="font-weight: 300 !important;">Halk fakirdi. Çocukların beslenmesi kötü durumdaydı. Anne sütüyle beslenemeyen bebeklere bulamaç ya da Nestle kutu sütü verirlerdi. Toz sütler yeni çıkmıştı ve pahalıydı&#8230; Lohusa bakımı sorunluydu. Göbek bağını taşla, jiletle kesenler vardı ve yenidoğan tetanosu bunlardan kaynaklanırdı. Türkiye’de çok görmüştüm ama burada o kadar değildi. Çocuk beslemesi gibi çocuk yetiştirilmesi de cahilane yapılırdı. ‘Gocagarı’ ilaçları, muskalar&#8230; Bunlarla da mücadele ettim.”</span></p>
<p style="font-weight: 300;"><span style="font-weight: 300 !important;">-“ Konuşma tarzım sertti”</span></p>
<p style="font-weight: 300;"><span style="font-weight: 300 !important;">Sert bir doktor olarak bilinen Dr. Orhan, “Konuşma tarzım öyleydi” dedi ve ekledi: “‘Öyle yapma, böyle yapma’ diye tembih ettiğim anneler aynı şeyleri tekrarladığında kızardım. Yüze gülen birisi değildim, ticari kaygım yoktu ve az-öz konuşmayı severdim. Masal anlatmak huyum değildi” dedi.</span></p>
<p style="font-weight: 300;"><span style="font-weight: 300 !important;">-“1960-63 istediğimiz gibi doktorluk yapabileceğimiz bir dönem oldu”</span></p>
<p style="font-weight: 300;"><span style="font-weight: 300 !important;">1960’ta Kıbrıs Cumhuriyeti kurulunca Lefkoşa Genel Hastanesi’nde istihdam edilen Dr. Orhan Oktay, o yıllardan şöyle söz etti:</span></p>
<p style="font-weight: 300;"><span style="font-weight: 300 !important;">“1960-63 istediğimiz gibi doktorluk yapabileceğimiz bir dönem oldu. Maaşımız iyiydi. Hastaneden memnundum. Bırakın siyasi çekişmeleri… Hiçbir zaman fena muamele görmedim.”</span></p>
<p style="font-weight: 300;"><span style="font-weight: 300 !important;">-“Çok fazla anormal doğumlar oldu”</span></p>
<p style="font-weight: 300;"><span style="font-weight: 300 !important;">1963’te olaylar çıkınca hastaneden ayrılan Dr. Orhan Oktay, Sigara Fabrikası’nın Kıbrıslı Türkler için hastaneye dönüştürüldüğü yıllarda yaşadıkları zorlukları, hekimlerin ne şartlarda hizmet verdiğini şöyle anlattı:</span></p>
<p style="font-weight: 300;"><span style="font-weight: 300 !important;">“Hadiselerin içinde Genel Hastane’de 17-18 civarında çocuk kaldı. Birleşmiş Milletler getirdi ama yatıracak yer bulamadık diye çocuklara bir süre Dr. Fazıl Küçük’ün evinde baktık. </span></p>
<p style="font-weight: 300;"><span style="font-weight: 300 !important;">Sonra lisenin orada, arka tarafa koğuş yapıldı. Kızılay geldi. Orada başladık çocuklara bakmaya. Üst kata yaşlı ve bakıma muhtaç olanlarla çocukları yerleştirdik, çocuklarla yaşlılar bir süre aynı koğuşta kaldı.</span></p>
<p style="font-weight: 300;"><span style="font-weight: 300 !important;">İnsanlar büyük sıkıntılar çekti, o yıllarda çok anormal doğumlar oldu. Kafaları büyük, elleri ayakları acayip, çok parmaklı ya da eksik parmaklı çocuklar… En büyük grubu kafa anomalileri oluşturdu ve bu çocuklar ölürdü. Ölünceye kadar da onlara hastanede biz bakardık çünkü ailenin bakacak durumu yoktu ya da çocuğu istemezdi. Şimdi nasıl yaşlı insanları bakım için bir yere verirler, onları da hastaneye verirlerdi&#8230;</span></p>
<p style="font-weight: 300;"><span style="font-weight: 300 !important;">-Prematüre bebeklere sıcak su şişesi</span></p>
<p style="font-weight: 300;"><span style="font-weight: 300 !important;">Erken doğan bebekleri koyacağımız kuvöz yoktu. Ben tıbbiyedeyken prematüre bebekleri kuluçka makinesindeymiş gibi ampullerle ısıtırlardı. Biz de Kızılay’dayken onları sıcak su şişeleriyle ısıttık. İlk kuvözleri Macaristan’dan getirtmiştik ancak onlar da pek gelişmiş değildi. Şimdi 600 gramın altında doğup büyüyen çocuklar var. O zaman erken doğan çocukların yüzde 80’i ölürdü.”</span></p>
<p style="font-weight: 300;"><span style="font-weight: 300 !important;">Sigara Fabrikası’ndan sonra Dr. Burhan Nalbantoğlu’nun adının verildiği yeni hastaneye taşındıklarını anlatan Dr. Orhan Oktay, bir süre Kardeş Ocağı’nın karşısında Diş Hekimi Rauf Ünsal ve Dr. Saffet Ratib’le birlikte açtığı muayenehanede çalıştığını, 1980’de devletten emekli olduğunu söyledi.</span></p>
<p style="font-weight: 300;"><span style="font-weight: 300 !important;">-“Çocuk hastalıklarında saat, gece-gündüz yok”</span></p>
<p style="font-weight: 300;"><span style="font-weight: 300 !important;">Dr. Orhan, bir süre de evindeki klinikte hasta gördü ve 2002’de doktorluğu bıraktı.</span></p>
<p style="font-weight: 300;"><span style="font-weight: 300 !important;"> “Fiilen 50 yıl çalıştım. Bir yıla yakın süre tek çocuk doktoru bendim. Çok zorlandım. Çocuk hastalıklarında saat, gece-gündüz yok. Baba olunca daha iyi anladık işin zorluğunu.”</span></p>
<p style="font-weight: 300;"><span style="font-weight: 300 !important;">“Şimdiki doktorlar her bakımdan bizden önde… İmkanları, bilgileri, sayıları fazla…” diyen Dr. Orhan, bugünkü durumu şöyle değerlendirdi:</span></p>
<p style="font-weight: 300;"><span style="font-weight: 300 !important;">“Musluğu akmaz, boyası dökülür diye hastanelerden şikayet edenleri bırakın… Binalar yaşlandıkça bunlar tabii olacak, hastanelerin güzel görünmesi para işidir ve bunlar tali meselelerdir. İmkanların nerden nereye geldiğini bilmeyenlerin burnu havada olur.</span></p>
<p style="font-weight: 300;"><span style="font-weight: 300 !important;">Ben artık her şeyde bir laubalilik görüyorum. Herkes kendini her şeyi en iyi bilen olarak görüyor. Fazla bir özgüven var insanlarda. Doktora bile işini öğretmeye çalışan insanlar çıkıyor…”</span></p>
<p style="font-weight: 300;"><span style="font-weight: 300 !important;">-“Nesiller değişiyor”</span></p>
<p style="font-weight: 300;"><span style="font-weight: 300 !important;">Bu günün çocuklarıyla ilgili görüşünü de söyleyen, “Fazla şımartılıyorlar…” diyen Dr. Orhan Oktay, şöyle devam etti:</span></p>
<p style="font-weight: 300;"><span style="font-weight: 300 !important;">“Çocuklar anne babalarına bağımlı yetişiyor, eski aile bağları ve saygı yok, kültür öyle oldu. Halk değişti, nesiller değişiyor. Bizim zamanımızda açlık vardı. Kaşektik hale gelmiş, bir deri bir kemik kalmış çocuklar vardı. İki üç tane ölüm gördüm böyle. Şimdi de çocuklar zayıflamaya çalışır…”</span></p>
<p style="font-weight: 300;"><span style="font-weight: 300 !important;">-58 yıllık birliktelik</span></p>
<p style="font-weight: 300;"><span style="font-weight: 300 !important;">Dr. Orhan, emekliliğini eşi Meral Oktay’la geçiriyor. 1964’te evlenen çift, 58 yıldır yan yana.</span></p>
<p style="font-weight: 300;"><span style="font-weight: 300 !important;">Dr. Orhan, eşini Victoria Kız Lisesi’nde öğretmenlik yapan kız kardeşinin tavsiyesiyle tanıdığını söyledi ama Meral Hanım, Dr. Orhan’ı düzeltti:</span></p>
<p style="font-weight: 300;"><span style="font-weight: 300 !important;">“Orhan’ı tanımamın evveliyatı vardı. Teyzemler, Orhan’ın kız kardeşi Necla ile samimi arkadaştı. Necla’nın İstanbul’da okuyan bir abisi olduğunu bilirdim. Orhan belki beni bilmezdi ama ben onu bilirdim. Sert biri olarak bilinirdi…” dedi.</span></p>
<p style="font-weight: 300;"><span style="font-weight: 300 !important;">Oktay çiftinin 2’si hekim, 1’i diş hekimi 3 çocuğu, 4 de torunu var.<br />
</span></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.vekibris.com/kibrisli-turklerin-ilk-cocuk-doktoru-orhan-oktay/">KIBRISLI TÜRKLERİN İLK ÇOCUK DOKTORU: ORHAN OKTAY…</a> first appeared on <a rel="nofollow" href="https://www.vekibris.com">Ve Kıbrıs</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.vekibris.com/kibrisli-turklerin-ilk-cocuk-doktoru-orhan-oktay/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İŞTE BAZI ÜLKELERDE EN ÇOK GÖRÜLEN RÜYALAR</title>
		<link>https://www.vekibris.com/iste-bazi-ulkelerde-en-cok-gorulen-ruyalar/</link>
					<comments>https://www.vekibris.com/iste-bazi-ulkelerde-en-cok-gorulen-ruyalar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 07 Dec 2022 04:54:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[YAŞAM]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.vekibris.com/?p=108531</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uyku düzeni ve sağlığı üzerine çalışmalar yürüten ve içerikler yayımlayan Birleşik Krallık (BK) merkezli Brilliant British&#8217;ten bir ekip, Google&#8217;da yapılan aramaların verilerini topladı ve hangi ülkede en çok hangi rüyanın araştırıldığını tespit etti. Bulgular, dünya genelinde en çok araştırılan rüyaların yılanlarla ilgili olduğunu gösterdi. Türkiye&#8217;nin de rüyada yılan görmeyi araştıran ilk ülkelerden biri olduğu anlaşıldı. [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.vekibris.com/iste-bazi-ulkelerde-en-cok-gorulen-ruyalar/">İŞTE BAZI ÜLKELERDE EN ÇOK GÖRÜLEN RÜYALAR</a> first appeared on <a rel="nofollow" href="https://www.vekibris.com">Ve Kıbrıs</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Uyku düzeni ve sağlığı üzerine çalışmalar yürüten ve içerikler yayımlayan Birleşik Krallık (BK) merkezli Brilliant British&#8217;ten bir ekip, Google&#8217;da yapılan aramaların verilerini topladı ve hangi ülkede en çok hangi rüyanın araştırıldığını tespit etti.</p>
<p>Bulgular, dünya genelinde en çok araştırılan rüyaların yılanlarla ilgili olduğunu gösterdi.</p>
<p>Türkiye&#8217;nin de rüyada yılan görmeyi araştıran ilk ülkelerden biri olduğu anlaşıldı.</p>
<p>Buna göre &#8220;rüyada yılan görmek&#8221; ifadesi, Brezilya&#8217;da ayda 352 bin, Türkiye&#8217;de ise ayda 214 bin kez internette aratılıyor.</p>
<p>Türkiye ve Brezilya&#8217;nın yanı sıra rüyaların en çok yılanlarla ilişkilendirdiği ülkeler arasında Afganistan, Kazakistan, İran, İsrail, Rusya, Ukrayna, Finlandiya, Portekiz ve Umman yer aldı.</p>
<p>Bu rüyaların zehirli sürüngenlerin hem yaygın görüldüğü hem de pek rastlanmadığı bölgelerde görülmesi dikkat çekti.</p>
<p><strong>Rüyada diş dökülmesi</strong></p>
<p>Dünya genelinde yılanlardan sonra en çok görülen rüyalar ise dişlerin dökülmesiyle ilgiliydi.</p>
<p>Bulgulara göre, BK de dahil olmak üzere Batı Avrupa&#8217;nın önemli bir kısmında, Birleşik Arap Emirlikleri ve Kuzey Amerika&#8217;da en çok &#8220;rüyada dişlerin dökülmesi&#8221; gibi ifadeler araştırılıyor.</p>
<p><strong>Ayda 81 bin arama yapılıyor</strong></p>
<p>Örneğin, ABD&#8217;de bu konuyla ilgili ayda 81 bin kez arama yapıldığı belirtiliyor. ABD&#8217;lilerin sıklıkla araştırdığı diğer rüyalar arasında ise tatile çıkmak veya örümcek gibi potansiyel açıdan tehlikeli hayvanlarla karşılaşmak da var.</p>
<p>Bunun yanı sıra Suudi Arabistan, Irak ve Bahreyn&#8217;de evlilik; Kuveyt, Lübnan ve Danimarka&#8217;da ise hamilelik en çok görülen rüyalar oldu.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.vekibris.com/iste-bazi-ulkelerde-en-cok-gorulen-ruyalar/">İŞTE BAZI ÜLKELERDE EN ÇOK GÖRÜLEN RÜYALAR</a> first appeared on <a rel="nofollow" href="https://www.vekibris.com">Ve Kıbrıs</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.vekibris.com/iste-bazi-ulkelerde-en-cok-gorulen-ruyalar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;GÜNDE 2 LİTRE SU İÇMEK LAZIM&#8221; İDDİASI ÇÜRÜTÜLDÜ</title>
		<link>https://www.vekibris.com/gunde-2-litre-su-icmek-lazim-iddiasi-curutuldu/</link>
					<comments>https://www.vekibris.com/gunde-2-litre-su-icmek-lazim-iddiasi-curutuldu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 27 Nov 2022 07:48:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[YAŞAM]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.vekibris.com/?p=107455</guid>

					<description><![CDATA[<p>ABD&#8217;deki Wisconsin-Madison Üniversitesi&#8217;nden uzmanlar, sağlıklı kalmak için yetişkin bir insanın günde 2 litre (8 bardak) su içmesi gerektiği inancının doğru olmadığını söyledi. Science adlı hakemli bilimsel dergide dün yayımlanan çalışmada, 26 ülkeden 5 bin 600&#8217;ü aşkın insan incelendi. İhtiyaç 1-6 litre arası değişiyor Katılımcılar, bilim insanlarının takip etmesini sağlamak için hidrojen ve oksijen izotopları içeren [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.vekibris.com/gunde-2-litre-su-icmek-lazim-iddiasi-curutuldu/">&#8220;GÜNDE 2 LİTRE SU İÇMEK LAZIM&#8221; İDDİASI ÇÜRÜTÜLDÜ</a> first appeared on <a rel="nofollow" href="https://www.vekibris.com">Ve Kıbrıs</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>ABD&#8217;deki Wisconsin-Madison Üniversitesi&#8217;nden uzmanlar, sağlıklı kalmak için yetişkin bir insanın günde 2 litre (8 bardak) su içmesi gerektiği inancının doğru olmadığını söyledi.</p>
<p>Science adlı hakemli bilimsel dergide dün yayımlanan çalışmada, 26 ülkeden 5 bin 600&#8217;ü aşkın insan incelendi.</p>
<p><strong>İhtiyaç 1-6 litre arası değişiyor</strong></p>
<p>Katılımcılar, bilim insanlarının takip etmesini sağlamak için hidrojen ve oksijen izotopları içeren özel &#8220;izlenebilir&#8221; su tüketti. Su ihtiyacının sıcaklık, cinsiyet ve fiziksel aktiviteye göre büyük farklılıklar gösterdiği belirlendi.</p>
<p>Günlük ortalama su ihtiyacının 1-6 litre arasında değiştiği tespit edildi.</p>
<p><strong>Yaş, kilo ve cinsiyet faktörü su ihtiyacını etkiliyor</strong></p>
<p>Örneğin ortalama sıcaklığın 10 santigrat derece olduğu İngiltere&#8217;de 20 yaşında, 70 kilo ağırlığında bir erkeğin günde yaklaşık 3,2 litre suya ihtiyaç duyduğu anlaşıldı.</p>
<p>Yaklaşık 57 kilogram ağırlığında ve aynı özelliklere sahip bir kadının su ihtiyacı 2,7 litre olarak belirlendi.</p>
<p>Kilolu insanların su ihtiyacının daha fazla olduğu belirlendi. Ortalama 50 kilo ağırlığındaki bir kişi yaklaşık 2,5 litre, ortalama 95 kilo ağırlığındaki bir kişi 5 litre su içti.</p>
<p><strong>Yapılan işe göre su ihtiyacı değişkenlik gösteriyor</strong></p>
<p>Ayrıca avcılık ve toplayıcılıkla yaşamını sürdüren, çiftçilik ve hayvancılık yapan toplumlardaki insanların sanayileşmiş bölgelerdeki insanlara göre daha fazla su ihtiyacı olduğu görüldü.</p>
<p><strong>&#8220;Günde 2 litre su içmek lazım&#8221; iddiası 1974&#8217;te ortaya atıldı</strong></p>
<p>Araştırmada yer alan Profesör Dale Schoeller, bilim camiasının günde 2 litre su içilmesi gerektiği inancına hiçbir zaman destek vermediğini söyledi. Schoeller yaptıkları çalışmanın, insanların günlük olarak gerçekte ne kadar su tükettiğini ölçmek için yaptıkları diğer araştırmalar arasında en iyisi olduğunu ifade etti.</p>
<p>The Telegraph günde 2 litre su içilmesi düşüncesinin, ABD&#8217;li beslenme uzmanı Fredrick J. Stare tarafından 1974&#8217;te ortaya atıldığını yazdı.</p>
<p><strong>Suyun ihtiyaçtan fazlası zarar</strong></p>
<p>Uzmanlar vücudun ihtiyaç duyduğundan daha fazla su içilmesinin, daha fazla oksijen için ekstra nefes alıp vermek gibi faydasız olduğunu belirtti.</p>
<p>Ayrıca çok fazla su içmek tehlikeli olabiliyor. Hiponatremi, sıvı alımı böbreklerin kandaki suyu süzme kapasitesini aştığında ortaya çıkıyor ve genellikle bir kişi, kısa sürede fazla miktarda sıvı aldığında meydana geliyor.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.vekibris.com/gunde-2-litre-su-icmek-lazim-iddiasi-curutuldu/">&#8220;GÜNDE 2 LİTRE SU İÇMEK LAZIM&#8221; İDDİASI ÇÜRÜTÜLDÜ</a> first appeared on <a rel="nofollow" href="https://www.vekibris.com">Ve Kıbrıs</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.vekibris.com/gunde-2-litre-su-icmek-lazim-iddiasi-curutuldu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>GINO DÜNYANIN EN YAŞLI KÖPEĞİ</title>
		<link>https://www.vekibris.com/gino-dunyanin-en-yasli-kopegi/</link>
					<comments>https://www.vekibris.com/gino-dunyanin-en-yasli-kopegi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 27 Nov 2022 07:36:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[YAŞAM]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.vekibris.com/?p=107436</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaşayan en yaşlı köpek unvanının yeni sahibi Gino oldu. Guinness Dünya Rekorları, 22 yaş 52 günlük Gino&#8217;nun bu unvanı kazandığını 15 Kasım&#8217;da duyurdu. 24 Eylül 2000&#8217;de doğan Gino, 2 yaşındayken Alex Wolf tarafından sahiplenildi. 28 Mart 2000&#8217;de dünyaya gelen toy fox teriyer cinsi Pebbles dünyanın en yaşlı köpeğiydi, ancak Pebbles, 3 Ekim&#8217;de doğal nedenlerden yaşamını [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.vekibris.com/gino-dunyanin-en-yasli-kopegi/">GINO DÜNYANIN EN YAŞLI KÖPEĞİ</a> first appeared on <a rel="nofollow" href="https://www.vekibris.com">Ve Kıbrıs</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaşayan en yaşlı köpek unvanının yeni sahibi Gino oldu.</p>
<p>Guinness Dünya Rekorları, 22 yaş 52 günlük Gino&#8217;nun bu unvanı kazandığını 15 Kasım&#8217;da duyurdu.</p>
<p>24 Eylül 2000&#8217;de doğan Gino, 2 yaşındayken Alex Wolf tarafından sahiplenildi.</p>
<p>28 Mart 2000&#8217;de dünyaya gelen toy fox teriyer cinsi Pebbles dünyanın en yaşlı köpeğiydi, ancak Pebbles, 3 Ekim&#8217;de doğal nedenlerden yaşamını yitirmişti.</p>
<p>Pebbles&#8217;in hayatını kaybetmesiyle Gino rekorun yeni sahibi oldu.</p>
<p>Köpeğin eskisi kadar hareketli olmadığını belirten Wolf, hayvanın artık ateş başında şekerleme yapmayı ve somon atıştırmayı tercih ettiğini ifade etti. Eskisi kadar iyi göremeyen Gino artık mahallede bir el arabasıyla dolaştırıyor.</p>
<p>Wolf&#8217;a göre Gino&#8217;nun uzun yaşamının sırrı kaliteli yemeklerden oluşan sağlıklı beslenme düzeni, veteriner bakımı ve verilen destek. Sahibi, evcil hayvanının çok güçlü olduğunu da kaydetti.</p>
<p>&#8220;Yaşayan en yaşlı köpek&#8221; unvanını hayvanlar için yapılacak çalışmalara fon ve farkındalık yaratmak için kullanmak istediğini belirten Wolf, halihazırda kâr amacı gütmeyen kuruluşlarla görüştüğünü açıkladı.</p>
<p>Şimdiye kadar yaşamış en yaşlı köpek unvanıysa 1939&#8217;da 29 yaş 5 aylıkken ölen Bluey adlı Avustralya sığır çobanı köpeği cinsi hayvana ait.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.vekibris.com/gino-dunyanin-en-yasli-kopegi/">GINO DÜNYANIN EN YAŞLI KÖPEĞİ</a> first appeared on <a rel="nofollow" href="https://www.vekibris.com">Ve Kıbrıs</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.vekibris.com/gino-dunyanin-en-yasli-kopegi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>PLASTİK İÇEREN ÜRÜNLER ÇOCUK VE BEBEK SAĞLIĞINI TEHDİT EDİYOR</title>
		<link>https://www.vekibris.com/plastik-iceren-urunler-cocuk-ve-bebek-sagligini-tehdit-ediyor/</link>
					<comments>https://www.vekibris.com/plastik-iceren-urunler-cocuk-ve-bebek-sagligini-tehdit-ediyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 24 Nov 2022 06:41:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[YAŞAM]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.vekibris.com/?p=107182</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hacettepe Üniversitesi Fen Fakültesi Kimya Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Adil Denizli, plastiğin, çeşitli organik ya da inorganik elementlerden oluştuğunu söyledi. Diş kaşıyıcıları, önlükler, oyuncaklar gibi birçok bebek ve çocuk ürününün yapımında PVC yani polivinil klorür kullanıldığı bilgisini veren Denizli, &#8220;PVC başta olmak üzere plastik maddelerde, sentetik insan yapımı bir kimyasal olan fitalatlar kullanılır. Fitalat [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.vekibris.com/plastik-iceren-urunler-cocuk-ve-bebek-sagligini-tehdit-ediyor/">PLASTİK İÇEREN ÜRÜNLER ÇOCUK VE BEBEK SAĞLIĞINI TEHDİT EDİYOR</a> first appeared on <a rel="nofollow" href="https://www.vekibris.com">Ve Kıbrıs</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hacettepe Üniversitesi Fen Fakültesi Kimya Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Adil Denizli, plastiğin, çeşitli organik ya da inorganik elementlerden oluştuğunu söyledi.</p>
<p>Diş kaşıyıcıları, önlükler, oyuncaklar gibi birçok bebek ve çocuk ürününün yapımında PVC yani polivinil klorür kullanıldığı bilgisini veren Denizli, &#8220;PVC başta olmak üzere plastik maddelerde, sentetik insan yapımı bir kimyasal olan fitalatlar kullanılır. Fitalat içeren plastikler; bebek tekstil ürünleri, bebek bakım ürünleri, oyuncaklar gibi malzemelerin yapımında kullanılıyor&#8221; dedi.</p>
<p>Denizli, bebek ve çocuk ürünlerinin içeriğinde bulunabilen diğer kimyasallarla ilgili şu bilgileri verdi:</p>
<p>&#8220;Polietilen, oyuncak, çocuk oyun alanları, yemek kapları gibi malzemelerin yapımında kullanılır. Polipropilen, tekstil ürünleri, kırtasiye ürünleri, plastik sandalye, masa gibi bebek ve çocuk mobilyalarının yapımında kullanılır. Bunlara ek olarak Bisfenol-A kullanılarak sentezlenen polikarbonat plastikler, biberon, emzik, bebek mama kapları gibi ürünlerin yapımında; poliesterler, kumaş dayanıklılığını artırmak için bebek ve çocuk tekstil ürünlerinde kullanılır. Silikonlar, emzik, biberon, önlük, oyuncak gibi malzemelerin yapımında; poliüretanlar ise bebek, çocuk yatağı ve çocuk koltuğu yapımında kullanılır.&#8221;</p>
<p><strong>PVC&#8217;nin sağlık üzerindeki etkileri</strong></p>
<p>PVC üretiminde kullanılan birçok maddenin dolaşım sistemi hastalıkları, kardiyovasküler hastalıklar, hipertansiyon gibi insan sağlığı üzerinde olumsuz etkiler oluşturabildiğini anlatan Denizli, bebeklerin gelişme aşamasındaki vücut sistemlerinin savunmasız olduğunu hatırlatarak şunları aktardı:</p>
<p>&#8220;Fitalatlar kolay bir şekilde havaya salınması ve partiküllere yapışmasından kaynaklı ev ortamındaki tozlara dahi nüfus ederek maruziyete neden olur. Ayrıca bebekler şampuan, losyon, pudra kullanımı ile de fitalata maruz kalırlar. Tıbbi tedavide kullanılan fitalatlar direkt kana geçebilir ve immünolojik sistem, üreme sistemi, sinir sistemi, solunum sistemi, dolaşım sistemi üzerinde olumsuz etkiler yaratır. Biberon, emzik, yemek kapları gibi bebek ürünlerinin yapımında kullanılan Bisfenol-A (BFA), sinir sistemi ve endokrin sistem üzerinde olumsuz etkiler oluşturmaktadır. Ayrıca BFA maruziyeti, immün sitem baskılanması, hormon bozuklukları, obezite, hipertansiyon gibi sağlık sorunlarına neden olabilir.&#8221;</p>
<p>Söz konusu ürünlerin doğru ve bilinçli kullanılması gerektiğini ifade eden Denizli, şu tavsiyelerde bulundu:</p>
<p>&#8220;Ürünlerin kullanım sürelerine dikkat edilmeli, doğru koşullarda saklanmalı, hasar görmüş ürünler uygun şeklide imha edilmelidir. Alternatif olarak; boya içermeyen, keskin hatları olmayan, belirli bir dereceye kadar kurutulmuş, ahşaptan, doğal kumaşlardan yapılmış, geri dönüşümlü oyuncaklar tercih edilebilir. Tekstil ürünlerinde ise pamuk gibi doğal ürünlerden yapılanlar kullanılabilir. Biberon, mama kabı, bardak gibi ürünlerin cam ve porselenden yapılmış olanları tercih edilebilir. Vücutta birikme yapmayan silikon gibi malzemelerde emzik, diş kaşıyıcı, önlük gibi bebek ürünleri tercih edilebilir.&#8221;</p>
<p><strong>&#8220;Havaya yayılarak çevresel kirliliğe neden oluyor&#8221;</strong></p>
<p>PVC yapımında kullanılan malzemelerin çevreye zararlarına değinen Prof. Dr. Denizli , &#8220;Bunlardan kurşun, kadmiyum gibi maddeler sızarak çevreye yayılabilir, hava, su ve toprağa ulaşarak çevresel kirliliğe neden olabilirler. PVC yakıldığı zaman, zehirli bir gaz olan hidrojen klorür; renksiz, uçucu, yanıcı bir sıvı olan furan ve kalıcı organik bir kirletici olan dioksin gibi kirleticiler oluşturur. Yine PVC yapımında kullanılan fitalatlar sınıfından olan DEHP, plastik ile bağlanmadığı için, kolay bir şekilde havaya yayılarak çevresel kirliliğe neden olabilir&#8221; dedi.</p>
<p>Kullanım alanlarına göre, plastiklerin yapılarının değiştiğini, bu nedenle plastik yapılı atıkların toplanma, imha edilme ve geri dönüşüme gitme süreçlerinin farklı olduğunu dile getiren Denizli, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>&#8220;Bu süreçler uzman kişilerce, belirli yerlerde ve belirli prosedürler izlenerek geri dönüştürülmeli ya da imha edilmelidir. İlk olarak atık olan plastikler hangi gruba ait ise buna göre ayrıştırılarak toplanmalı ve muhafaza edilmelidir. Daha sonra yine uygun koşullarda taşınarak imha edileceği tesise getirilmeli ve plastiğin imhasına uygun prosedür, uzman kişilerce gerçekleştirilmelidir. Plastiğin yapısı uygun ise geri dönüşüm sürecine dahil edilmelidir.&#8221;</p>
<p><strong>&#8220;Oyuncaklarda &#8216;PVC içermez&#8217; ibaresine dikkat edilmeli&#8221;</strong></p>
<p>Kızılay Kartal Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Alper Cihan, dünyada en sık kullanılan plastik materyalin PVC olduğunu, oyuncaklarla sürekli temas halinde oldukları için çocukların çeşitli sağlık riskleri ile karşılaştıklarını bildirdi.</p>
<p>PVC ürün üretimi aşamasında bazı kimyasal maddeler ve ağır metaller kullanıldığını kaydeden Cihan, bu maddeleri; antimon, klor, cıva, kurşun, kadmiyum, krom, kurşun ve selenyum şeklinde sıralayarak, şu değerlendirmelerde bulundu:</p>
<p>&#8220;Plastik oyuncaklar yaygın olarak PVC maddesinden yapılır. Bu plastik türevi, astım, alerji sorunlarına sebep olabilen ve merkezi sinir sistemini, cildi, karaciğeri, bağışıklık sistemini ve üreme sistemini etkileyebilen kanserojen maddeler içermektedir. Seçilecek oyuncakta &#8216;PVC içermez&#8217; ibaresinin yer almasına dikkat edilmeli, eğer &#8216;PVC&#8217; içeriyorsa bu oyuncaklar tercih edilmemelidir.&#8221;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.vekibris.com/plastik-iceren-urunler-cocuk-ve-bebek-sagligini-tehdit-ediyor/">PLASTİK İÇEREN ÜRÜNLER ÇOCUK VE BEBEK SAĞLIĞINI TEHDİT EDİYOR</a> first appeared on <a rel="nofollow" href="https://www.vekibris.com">Ve Kıbrıs</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.vekibris.com/plastik-iceren-urunler-cocuk-ve-bebek-sagligini-tehdit-ediyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>KANSER TARİHE Mİ KARIŞIYOR?</title>
		<link>https://www.vekibris.com/kanser-tarihe-mi-karisiyor/</link>
					<comments>https://www.vekibris.com/kanser-tarihe-mi-karisiyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 24 Nov 2022 06:39:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[YAŞAM]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.vekibris.com/?p=107179</guid>

					<description><![CDATA[<p>Her yıl milyonlarca insan tedavi edilemeyen kanser hastalığı nedeniyle hayatını kaybediyor. Kesin bir tedavi yöntemi bulunmayan bu hastalık için kemoterapi ilaçları ise zorlu süreçlerin sonunda hayata tutunmak için bir umut. Ancak kemoterapinin kanser hücrelerinin tamamını temizleyebilmesi mümkün olmuyor. Yeni geliştirilen yöntemler de bu noktada başarı sağlamayı hedefliyor. Zira, tedavinin en kritik noktası tüm kanser hücrelerinin [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.vekibris.com/kanser-tarihe-mi-karisiyor/">KANSER TARİHE Mİ KARIŞIYOR?</a> first appeared on <a rel="nofollow" href="https://www.vekibris.com">Ve Kıbrıs</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Her yıl milyonlarca insan tedavi edilemeyen kanser hastalığı nedeniyle hayatını kaybediyor. Kesin bir tedavi yöntemi bulunmayan bu hastalık için kemoterapi ilaçları ise zorlu süreçlerin sonunda hayata tutunmak için bir umut. Ancak kemoterapinin kanser hücrelerinin tamamını temizleyebilmesi mümkün olmuyor.</p>
<p>Yeni geliştirilen yöntemler de bu noktada başarı sağlamayı hedefliyor. Zira, tedavinin en kritik noktası tüm kanser hücrelerinin temizlenebilmesi. Uzmanlara göre, bağışıklık sistemi bu görevi sağlayabilecek yetenekteki T hücrelerine sahip.</p>
<p>BioNTech firmasının geliştirdiği kanser aşısı bu hücreleri mRNA teknolojisiyle harekete geçirerek kanser hücrelerini yok etmeyi başardı. Uzmanların bağışıklık sistemindeki ‘askerler’ olarak isimlendirdiği T hücreleri şimdi başka bir tedavi de başrol oynuyor.</p>
<p>ABD’de Jackson Laboratuvarı Enstitüsü Baş Araştırmacısı Prof. Dr. Derya Unutmaz ve Türk doktorlardan oluşan ekibi bu tedavinin başarılı şekilde sonuçlanması için 30 yıldır çalışmalar yapıyor. Kanserli hastanın bağışıklık sistemindeki T hücrelerine laboratuvarda kodlayarak kanser hücrelerini yok etme görevi veren çalışmayı, Prof. Dr. Derya Unutmaz ile konuştuk.</p>
<p><strong>Kanser hücresi nasıl oluşur?</strong></p>
<p>Vücuttaki hücrelerin çoğunun belli bir yaşam süresinin olduğunu belirten Prof. Dr. Unutmaz, bir hücrenin yaklaşık kırk defa bölündükten sonra yaşlanlandığını ve yok olduğunu anlatıyor. Bu mekanizmanın hücrelerin sonsuz şekilde bölünmesini yani çoğalmasını önleyecek sofistike bir sistem olduğunun da altını çiziyor.</p>
<p>“Fakat çeşitli sebeplerden dolayı bu çevresel faktörler olabilir, genetik faktörler olabilir hücrelerin içindeki bir program dediğimiz DNA&#8217;sında genetiğinde mutasyonlar oluşmaya başlar. Ve bu mutasyonlar biriktikçe de hücrelerin bir şekilde bölünmesini sınırlayan ya da yayılmasını sınırlayan mekanizmalar ortadan kalkar ve hücre bir süre sonra ölümsüz hale gelir. İşte biz o hücreye kanser hücresi diyoruz.”</p>
<p>Bu hücre bölünmelerinin kontrolünü kaybetmesi kanser hücrelerinin oluşmasına neden oluyor. Bu hücreler sadece kendi bölümünde değil diğer alanlara da yayılmaya başlayınca metastaz oluşuyor. Unutmaz, “Bu yüzden kanser hücreleri bir şekilde önce kendi ortamında büyüyorlar ve normal hücrelerin yerini alıyorlar” diyor ve ekliyor “Daha sonra da çeşitli organlara yayılarak sonuçta insanın ölümüne sebep veriyorlar.”</p>
<p><strong>“T hücreleri savunma görevinde”</strong></p>
<p>Unutmaz, bağışıklık sistemini vücudumuzun savunma sistemi olduğunu söylüyor. Bu yüzden de sistemdeki T hücreleri için savunma görevlerine atıfta bulunarak asker, keskin nişancı ya da özel harekat timi benzetmesini yapıyor.</p>
<p>“Yani T hücrelerini çok çeşitli görevleri olan ve çeşidi bulunan bağışıklık sisteminin ana hücreleri diye tanımlayabiliriz. Biz bu hücreleri çok uzun yıllardır çalışıyoruz ve bu değişik tiplerini anlamaya çalışıyoruz. Onları klasifiye ediyoruz. Fonksiyonlarını öğreniyoruz. Aynı zamanda da programlıyoruz bu hücreleri.”</p>
<p><strong>“Bağışıklık sistemini kansere karşı da eğitebileceğimiz anlaşıldı”</strong></p>
<p>Kanser tedavisinde bağışıklık sisteminin son yıllarda devrim yaptığına değiniyor Unutmaz:</p>
<p>“Özellikle T hücrelerini bir ordu olarak görürsek bu hücreler normal şartlarda virüsle enfekte olmuş hücreleri tanıyarak yok ediyorlar. Yahut da bakterilere karşı vücudumuza dışarıdan giren düşmanları yok etmekle görevliler. Sonuçta kanser hücreleri de bizim için bir tehdit oluşturuyor. Bu bakımdan yapılan uzun araştırmalar sonucu bu bağışıklık sistemini kansere karşı da eğitebileceğimiz yahut da yönlendirebileceğimiz anlaşıldı.”</p>
<p><strong>“Sentetik biyolojiyle kanser hücresini tanıtıyoruz”</strong></p>
<p>Öte yandan çok önemli bir nokta var. Bilim insanları kansere karşı eğitilebilen T hücreleriyle en azından bazı kanserlerde çok başarılı sonuçlar aldı. Hatta bu yöntemlerden bazıları kabul edildi. Fakat Unutmaz, buradaki en büyük zorluğun kanser hücrelerinin normal hücrelerle olan benzerliği olduğuna dikkati çekiyor. Prof. Dr. Unutmaz ve ekibi de bu konuya yoğunlaşıp çalışmalarını geliştirdi. Zira, aslında bütün mesele bağışıklık sistemine bu farklı olan kanser hücrelerini tanıtmak:</p>
<p>“Bizim çalışmamızda bu hücreleri yani normal şartlarda virüsle enfekte olmuş bir hücreyi öldüren ölümcül hücre dediğimiz hücreleri eğitip donatıyoruz. Ne yapıyoruz? İçlerine sentetik biyolojiyle kanser hücresini tanıyacak bir molekül koyuyoruz. Çünkü kanser hücrelerinin bazı farklılıkları var. Ya da çok farklı olmasa da yine de kendilerine özel bazı molekülleri var. Bunları T hücrelerine koyduğumuz zaman T hücreleri bu sayede kanser hücrelerini normal hücreden ayırt edebiliyor veya çoğunlukla kanser hücresine yöneliyor.”</p>
<p><strong>‘Ölüm öpücüğü’ tanımasını sağlıyor</strong></p>
<p>“T hücresi, kanser hücresini tanıması için ona yapışması lazım” diyor Unutmaz ve ‘ölüm öpücüğü’ne değiniyor:</p>
<p>“Bu sentetik molekül sayesinde içeriye bir sinyal gönderiyor. &#8216;Tamam bu düşmandır, kanser hücresidir, bunu yok edebilirsin&#8217; diyor. Buradaki ‘ölümcül öpücük’ durumu da aslında çok ilginç bir biyolojik mekanizma. T hücresinin kanser hücresini tanıyabilmesi için ona yapışması lazım. Yani yüzeyinde kanserin o bizim eğittiğimiz yahut da farklı olan kısımlarını tanıyabilmesi lazım. Onu tanıdığı anda kanser hücresinin yüzeyinde bazı aralıklar açıyor ve içeriye bombalar atıyor küçük moleküller şeklinde. Bu sayede de kanser hücresini yok ediyorlar.”</p>
<p>Unutmaz da “Bu sistemi kullanarak bu hücreleri eğitip donatarak tekrar programlayarak kanser hücrelerine karşı bir tedavi yöntemi geliştirdiklerini” paylaşıyor.</p>
<p><strong>Kemoterapi bitiyor mu?</strong></p>
<p>Unutmaz, bu yöntemle geliştirilen tedavinin kanserin kesin çaresi olacağı konusunda oldukça emin. Kemoterapiye de bu sayede ihtiyaç olmayacağı görüşünde.</p>
<p>“Hastaya kemoterapi verdiğiniz zaman çok yüksek dozda veremiyorsunuz çünkü diğer normal hücreleri de öldürüyor. Kanserin çoğu hücresini öldürebiliyorsunuz fakat çok az kanser hücresi kalsa bile yeniden kanser hücreleri ortaya çıkıyor. Bu sefer kemoterapi ilaçlarına karşı da direnç kazanmış oluyor. Fakat bağışıklık sistemini eğittiğiniz zaman bu hücreler devamlı vücudumuzda var. Bu yüzden ortaya çıkar çıkmaz kanser hücrelerini yok edebiliyorlar ve çok uzun süreli kesin tedavi oluşmuş oluyor. Bu bakımdan bağışıklık sistemi kanser tedavisinde en önemli rolü oynuyor olacak. Bağışıklık sistemi sayesinde ilerde tedavi edemeyeceğimiz bir hasta kalacağını sanmıyorum.”</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.vekibris.com/kanser-tarihe-mi-karisiyor/">KANSER TARİHE Mİ KARIŞIYOR?</a> first appeared on <a rel="nofollow" href="https://www.vekibris.com">Ve Kıbrıs</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.vekibris.com/kanser-tarihe-mi-karisiyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>TROMBOZU ÖNLEMENİN YOLU HAREKET ETMEK</title>
		<link>https://www.vekibris.com/trombozu-onlemenin-yolu-hareket-etmek/</link>
					<comments>https://www.vekibris.com/trombozu-onlemenin-yolu-hareket-etmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 24 Nov 2022 06:34:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[YAŞAM]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.vekibris.com/?p=107176</guid>

					<description><![CDATA[<p>Halk arasında damar tıkanıklığı olarak bilinen tromboz önlem alınmazsa ciddi sorunlara yol açabilen bir kan hastalığı… Üstelik yapılan istatistiklere göre dünyada her dört kişiden biri tromboz nedeniyle hayatını kaybediyor. Yine Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre damar tıkanıklığı, ölüm nedenleri arasında ilk sırada yer alıyor. Damar tıkanıklığı her organ için risk Tromboz damarın pıhtı nedeniyle [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.vekibris.com/trombozu-onlemenin-yolu-hareket-etmek/">TROMBOZU ÖNLEMENİN YOLU HAREKET ETMEK</a> first appeared on <a rel="nofollow" href="https://www.vekibris.com">Ve Kıbrıs</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Halk arasında damar tıkanıklığı olarak bilinen tromboz önlem alınmazsa ciddi sorunlara yol açabilen bir kan hastalığı… Üstelik yapılan istatistiklere göre dünyada her dört kişiden biri tromboz nedeniyle hayatını kaybediyor. Yine Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre damar tıkanıklığı, ölüm nedenleri arasında ilk sırada yer alıyor.</p>
<p><strong>Damar tıkanıklığı her organ için risk</strong></p>
<p>Tromboz damarın pıhtı nedeniyle tıkanması anlamına geliyor. Damar tıkanıklığı, vücuttaki bütün damarlarda görülebilen bir sağlık sorunu… Prof. Dr. Ar, pıhtıların hem toplardamarları hem de atardamarları tıkayabileceğini söylüyor.</p>
<p>Yol açtığı etkiler de görüldüğü yere göre değişiyor. Prof. Dr. Ar, “Atardamar tıkanmaları beyindeyse felç, kalbe giden damarlarda ise miyokard enfraktüsü gibi sorunlara yol açıyor. Toplardamarlarda meydana gelen tıkanmalarda ise bacakta şişmeyle akciğer embolisi dediğimiz akciğer damarlarının tıkanmasına ve ölümle sonuçlanan durumlara yol açabiliyor” diyor.</p>
<p>Damar tıkanıklığının en tehlikeli olduğu bir diğer organ ise beyin. Çünkü beyin damarlarında yaşanan olası tıkanıklık inmeye sebep olabiliyor.</p>
<p><strong>Hareketsizlik önemli bir risk faktörü</strong></p>
<p>Sık görülen bir sağlık sorunu olan damar tıkanıklığının birçok tetikleyicisi olduğunu belirten Prof. Dr. Ar, sözlerini şöyle sürdürüyor:</p>
<p>“Bunun başında hareketsizlik geliyor. Belli bir kilonun üzerinde olmak, sigara kullanımı, diyabet ve artmış kan basıncı hipertansiyonda kolaylaştırıcı faktörler. Ama en önemlisi hareketsizlik. Özellikle pandemi döneminde insanlar ekran karşısında daha çok kaldı. Hem hareketsiz kaldılar hem de bir miktar fazla kilo aldılar. Bu dönemde özellikle toplardamarlarda venöz dediğimiz toplardamar pıhtılaşmalarının artmış olduğunu düşünüyoruz.”</p>
<p>Hareketsizlik nedeniyle tromboz gelişmemesi için yapılması gerekenleri Prof. Dr. Ar’dan öğreniyoruz:</p>
<p>“Gün içinde sıkça hareket edilmeli. Çok uzun süre oturulması gereken bir durum olduğunda bile iki dakika kalkıp şöyle bir tur atılmalı. Dört saatten uzun süre oturularak gidilen seyahatlerde de arada mola verip mutlaka ayağa kalkılarak dolaşılması çok önemli. Her gün hareket edilmeli. Mesela otobüsten bir durak erken inebilirsiniz. Sürekli ev içinde kalmak zorunda olanlar ise ev içinde tur atabilirler.”</p>
<p>Prof. Dr. Ar konuya ilişkin bir örnek vererek hareketsiz kalmanın ne kadar zararlı olduğuna dikkat çekiyor:</p>
<p>“Uyarıcı bir karikatür hatırlıyorum. Hangisi daha tehlikeli diye sormuşlar. Üç tane resim var. Birinde sandalye, diğerinde hamburger ve öbüründe sigara var. Doğru cevabın sandalye olduğu yazıyor. Yani hareketsizlik o kadar önemli bir şey.”</p>
<p><strong>Geç kalınmadan tedavi edilmesi öneriliyor</strong></p>
<p>Damar tıkanıklığını önlemek için alınması gereken diğer önlemler ise şöyle sıralanıyor: Vücut ağırlığının normal düzeyde olmasına özen göstermek, bol su içmek, sigaradan uzak durmak, kan şekeri ve yağlarını kontrol altında tutmak.<br />
Neyse ki tromboz tedavi edilebilen bir sorun. Prof. Dr. Ar, tedavi sürecini şöyle anlatıyor:</p>
<p>“Çözüm kan sulandırıcı ilaçlar… Bu konuda hem iğne olarak cilt altı ya da damar içine uygulanan iğneler ve ilaçlar var. En az üç ay tedavi ediyoruz. Sonra bakıyoruz; risk faktörleri devam ediyor mu diye. Hastada bir kanama gözükmüş mü, ilacın bir yan etkisi var mı? Ve bu hastada tekrar bir tıkanıklık oluşma riski nedir? Ona göre hesap yapıyoruz. Üçer altışar aylık aralıklarla devam edip o riskleri tekrar hesaplıyoruz nereye gidecek diye… Eğer çok yüksek riskli ise daha önce bir kere daha geçirmişse, tekrar ediyorsa altta yatan kanser gibi bir hastalık varsa zemin hazırlayacak&#8230; O zaman neredeyse ömür boyu kan sulandırıcıları kullanmak gerekiyor ki tekrar etmesin. Çünkü çok seviyor tekrar etmeyi. İlacı kestiğiniz zaman 10 yıl içinde bu hastaların yüzde 30’unda tekrar görülüyor.”</p>
<p><strong>&#8220;Yaşamı tehdit eden bir sorun&#8221;</strong></p>
<p>Damar tıkanıklığı bacaklarda ortaya çıktığında ağrı, yanma, uyuşma hissi, şişme ve kızarıklık görülebiliyor. &#8220;Bu gibi durumlarda damar tıkanıklığı olduğu düşünülebilir&#8221; diyen Prof. Dr. Ar, şöyle devam ediyor:</p>
<p>“Eğer bu akciğere doğru emboli dediğimiz bir pıhtı ilerlemesinden kaynaklanıyorsa ani bir nefes darlığı efor kapasitesinde azalma görülüyor. Bu hastaların da yüzde 10-15’i zaten ilk olduğu anda kaybediliyor. Hastaların neredeyse üçte biri de hastanede kaybediliyor. O yüzden yaşamı tehdit eden bir sorun.”</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.vekibris.com/trombozu-onlemenin-yolu-hareket-etmek/">TROMBOZU ÖNLEMENİN YOLU HAREKET ETMEK</a> first appeared on <a rel="nofollow" href="https://www.vekibris.com">Ve Kıbrıs</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.vekibris.com/trombozu-onlemenin-yolu-hareket-etmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>YORGUN UYANMAMAK İÇİN NELER YAPILMASI GEREKİYOR?</title>
		<link>https://www.vekibris.com/yorgun-uyanmamak-icin-neler-yapilmasi-gerekiyor/</link>
					<comments>https://www.vekibris.com/yorgun-uyanmamak-icin-neler-yapilmasi-gerekiyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 24 Nov 2022 05:53:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[YAŞAM]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.vekibris.com/?p=107171</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Erken yattığım halde uykumu alamadım”, “Sanki hiç uyumamışım gibi yorgun hissediyorum”, “Ne kadar uyusam da bir türlü dinlenmiş hissedemiyorum”… Bu ve benzeri sorunları yaşayanların sayısı azımsanmayacak kadar çok. Oysaki uyku fazlasıyla önemli. Çünkü günlük yaşamın en verimli şekilde sürdürülmesi için kaliteli uykuya ihtiyaç var. Böylece vücudun ertesi güne hazırlanması, toksinlerden temizlenmesi, endokrin sistemin düzenlenmesi, bağışıklık [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.vekibris.com/yorgun-uyanmamak-icin-neler-yapilmasi-gerekiyor/">YORGUN UYANMAMAK İÇİN NELER YAPILMASI GEREKİYOR?</a> first appeared on <a rel="nofollow" href="https://www.vekibris.com">Ve Kıbrıs</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Erken yattığım halde uykumu alamadım”, “Sanki hiç uyumamışım gibi yorgun hissediyorum”, “Ne kadar uyusam da bir türlü dinlenmiş hissedemiyorum”… Bu ve benzeri sorunları yaşayanların sayısı azımsanmayacak kadar çok.</p>
<p>Oysaki uyku fazlasıyla önemli. Çünkü günlük yaşamın en verimli şekilde sürdürülmesi için kaliteli uykuya ihtiyaç var. Böylece vücudun ertesi güne hazırlanması, toksinlerden temizlenmesi, endokrin sistemin düzenlenmesi, bağışıklık sisteminin kuvvetlenmesi, gün içinde öğrenilen bilgilerin seçilip belleğe kaydedilmesi, büyüme hormonu gibi bazı hormonların salınımı gerçekleşiyor.<br />
Peki ideal uyku süresi ne olmalı? Uyku kalitesi neye göre belirleniyor? Uykuyla ilgili merak edilenleri Sağlık Bilimleri Üniversitesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Füsun Mayda Domaç açıkladı..</p>
<p><strong>İdeal uyku süresi herkeste aynı mı?</strong></p>
<p>“Uyku için yatma saati, ideal uyku süresi, uykuya dalma süresi ve sabah uyanma eşiği kişiden kişiye farklılık gösteriyor. Bir kişinin gece boyunca kesintisiz olarak uyuyup sabah dinlenmiş şekilde uyandığı, kendini zinde hissettiği, gün içindeki tüm zihinsel ve bedensel işlerini herhangi bir uyku hali içinde olmadan yapabilmesini sağlayan süreye &#8216;ideal uyku süresi&#8217; deniyor. Toplumun yüzde 85’inde ideal uyku süresi 6-8 saat arasındayken yüzde 15’i, 6 saatten daha az veya 8 saatten fazla uyuyor.”</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone  wp-image-107174" src="https://www.vekibris.com/wp-content/uploads/2022/11/ideal-uyku-300x300.jpg" alt="" width="383" height="383" srcset="https://www.vekibris.com/wp-content/uploads/2022/11/ideal-uyku-300x300.jpg 300w, https://www.vekibris.com/wp-content/uploads/2022/11/ideal-uyku-150x150.jpg 150w, https://www.vekibris.com/wp-content/uploads/2022/11/ideal-uyku-420x420.jpg 420w, https://www.vekibris.com/wp-content/uploads/2022/11/ideal-uyku.jpg 650w" sizes="(max-width: 383px) 100vw, 383px" /></p>
<p><strong>Uyku kalitesinin kötü olduğu nasıl anlaşılır?</strong></p>
<p>“Yatakta geçirilen sürenin fazla olması kişinin uyku kalitesinin iyi olduğunu ve kendisini güne hazırlayacak dinlenmeyi sağlayacak bir uykusu olduğu anlamına gelmiyor. Kalitesiz uykuya sebep olan pek çok faktör bulunuyor. Bunları şöyle sıralanıyor: Uykuya dalamama veya gece sık uyanıp uykuyu sürdürememe, gün içinde uykulu halin sürmesi, yatma ve uyanma saatlerinin çok erken ya da geç olması, uyku sırasında boğulma hissi ile uyanmak, horlamak, uykuya yatmadan önce veya uyku sırasında bacaklarda hareketlerin olması… Yine sabah dinlenmiş olarak uyanamama, sabah uyanınca hissedilen baş ağrısı, gün içi zihinsel işlevlerde zorlanma, dikkatte azalma, iş ve okul performansında azalma gibi şikayetler de eşlik ediyorsa bu, uyku ile ilişkili hastalık olabildiğine işaret ediyor.”</p>
<p><strong>Mevsim geçişleri uyku düzenini nasıl etkiliyor?</strong></p>
<p>“Havaların soğuması, günlerin kısalması uyku hormonu olarak adlandırılan melatonin ile mutluluk hormonu da denilen serotonin üretimini etkiliyor. Bunun sonucunda uyku problemleri, yorgunluk, motivasyonda azalma, mutsuzluk görülebiliyor. Mevsim geçişinden daha az etkilenmek için ise uyku düzenine dikkat etmek, sağlıklı beslenmek, gün ışığından faydalanmak, bağışıklık sistemini güçlü tutmak gerekiyor.”</p>
<p><strong>İdeal uyku sıcaklığı gerekiyor</strong></p>
<p>“İyi ve kaliteli bir uyku için öncelikle yatılan odanın ideal uyku sıcaklığında, karanlık ve sessiz olması, yatağın ve yastığın da kişiye uygun olması öneriliyor. Uyku için ideal oda sıcaklığı 20 derece civarı olmalı. Aşırı sıcakta gece uykudan uyanmalar artıyor, derin uykuya geçiş azalıyor, uyku kalitesi düşüyor. Oda sıcaklığı 12 derece altında olduğunda ise uyku kalitesi bozulmakla birlikte rahatsız edici rüyalar görülmesi daha sıklaşıyor. Sadece oda ısısı değil vücut ısısı da uyku üzerine etkili oluyor. Bu nedenle uyku öncesi sıcak suyla banyo yapmak vücut ısısını artırarak uykuya dalmayı güçleştiriyor.”</p>
<p><strong>Mavi ışık uyku kalitesini bozuyor</strong></p>
<p>“Yatılan odada elektromanyetik dalgalar yayan cihazların olması, melatonin hormonunun salınımını etkiliyor. Mavi ışık uykusuzluğa, uyku-uyanıklık ritmimizde bozulmaya, uyku kalitesinin bozulmasına neden oluyor. Özellikle mavi ışık yayan akıllı telefon, tablet, bilgisayar kullanımının yatmadan 2 saat önce bırakılması ve zihnin uykuya hazır hale getirilmesi gerekiyor. Yatarken televizyon izlemek ve kitap okumak da uykuya geçişi güçleştirebiliyor. Bu nedenle uyumak için yatıldığında bunların yapılmaması gerekiyor.”</p>
<p><strong>Hafif yemekler tercih edilmeli</strong></p>
<p>“Akşam uykuya yatmadan en az 3-4 saat önce yemek yenilmeli. Yemeklerde yağlı, kızartmalı ve baharatlı yemeklerden, glisemik indeksi yüksek olan karbonhidratlardan kaçınmak gerekiyor. Bu tür yiyeceklerin sindirimi uzun sürdüğü gibi reflüye neden olarak uykuya dalmayı güçleştirebiliyor. Bu da gece uyku süresini kısaltarak uyku kalitesini azaltıyor. Yine kafein içeren çay, kahve, kola tüketimi gün içinde sınırlandırılmalı, akşam saatlerinde tüketilmemeli.”</p>
<p><strong>Proteinli yiyecekler uyku kalitesini artırıyor</strong></p>
<p>“Proteinler melatonin ve serotonin sentezinde önemli olan L-triptofan açısından zengin. Yani kırmızı et, beyaz et, süt ve süt ürünlerinin de L-triptofan açısından zengin olması nedeniyle uykunun kalitesini artırdığı düşünülüyor. Diyet ile magnezyum alımının uykusuzluğu azalttığı saptandı. Kuru baklagiller, fındık, sebzeler, kepekli tahıllar önemli magnezyum kaynakları.<br />
Yine çinko açısından zengin gıdalar da uykuya geçmeyi kolaylaştırıyor ve uyku verimliliğini artırıyor. Papatya ve melisa çayının da uyku için olumlu etkileri bulunuyor.”</p>
<p><strong>Gün içinde yeterli miktarda su tüketilmeli</strong></p>
<p>“Yeterli miktarda su içilmemesi de uykuyu olumsuz etkiliyor. Gün boyu 2-3 litre sıvı tüketimi metabolizma için çok faydalı. Ancak yatma saatinden önce aşırı sıvı alımı gece sık tuvalete gitmeye neden olarak sık uyanmalara yol açıyor ve uyku kalitesini bozuyor. Bu nedenle de sıvı alımını yatmadan 2 saat önce bırakmak gerekiyor. Kafein gibi uyarıcı etkiye sahip olan sigara da uyku öncesi içildiğinde uykuya dalmayı güçleştiriyor. Yatma saatlerine yakın alkol alındığında ise sık sık uykudan uyanma ve uyku bölünmeleri görülüyor.”</p>
<p><strong>Akşamüstü yapılan egzersizler uyku için faydalı</strong></p>
<p>“Biyolojik ritmimize göre egzersiz için en uygun saatler akşamüstü 16-18 saatleri arası. Bu saatlerde yapılan 30-45 dakikalık yürüyüşler uyku için faydalı. Uyku saatlerine yakın yapılan ağır egzersizler ise vücut ısısında artışa neden oluyor ve uykuya dalmayı güçleştiriyor. Yatmadan önce ılık suyla duş alınması, solunum egzersizleri yapılması kalp hızını düzenleyerek vücudu rahatlatıyor. İç vücut sıcaklığını düşürerek uykuya dalmayı da kolaylaştırıyor. Sabah uyanınca odayı havalandırıp temiz hava ile nefes egzersizlerinin yapılması ise güne zinde başlamak için etkili oluyor. Stres, uykuyu olumsuz yönde etkileyen bir diğer faktör. Bunun için açık havada yürüyüş yapmak, egzersiz, yoga, meditasyon veya çeşitli hobiler edinmek gibi yöntemler faydalı olabilir.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.vekibris.com/yorgun-uyanmamak-icin-neler-yapilmasi-gerekiyor/">YORGUN UYANMAMAK İÇİN NELER YAPILMASI GEREKİYOR?</a> first appeared on <a rel="nofollow" href="https://www.vekibris.com">Ve Kıbrıs</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.vekibris.com/yorgun-uyanmamak-icin-neler-yapilmasi-gerekiyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>710 GRAMLIK ARDEN BEBEK HAYATA TUTUNDU</title>
		<link>https://www.vekibris.com/710-gramlik-arden-bebek-hayata-tutundu/</link>
					<comments>https://www.vekibris.com/710-gramlik-arden-bebek-hayata-tutundu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 24 Nov 2022 05:46:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[YAŞAM]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.vekibris.com/?p=107168</guid>

					<description><![CDATA[<p>Manisa’nın Yunusemre ilçesinde Seda Aykıran, 24 haftalık hamileyken ani doğum sancılarının artması sonucu Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesine gitti. Hemen doğuma alınan Aykıran, sezaryenle 710 gram ve 32 santimetre uzunluğunda erkek bebek dünyaya getirdi. Yaşamasının çok zor olduğu belirtilen Arden bebek, sevk edildiği Salihli’deki özel bir hastanenin Yeni Doğan Yoğun Bakım Ünitesinde tedaviye alındı. Kalp [&#8230;]</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.vekibris.com/710-gramlik-arden-bebek-hayata-tutundu/">710 GRAMLIK ARDEN BEBEK HAYATA TUTUNDU</a> first appeared on <a rel="nofollow" href="https://www.vekibris.com">Ve Kıbrıs</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Manisa’nın Yunusemre ilçesinde Seda Aykıran, 24 haftalık hamileyken ani doğum sancılarının artması sonucu Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesine gitti.</p>
<p>Hemen doğuma alınan Aykıran, sezaryenle 710 gram ve 32 santimetre uzunluğunda erkek bebek dünyaya getirdi. Yaşamasının çok zor olduğu belirtilen Arden bebek, sevk edildiği Salihli’deki özel bir hastanenin Yeni Doğan Yoğun Bakım Ünitesinde tedaviye alındı. Kalp ve solunum sorunları yaşayan Arden bebek, doktor ve hemşirelerin şefkatli ellerinde hayata tutundu. Arden bebek, 130 gün sonra 3 kilo 200 gram ve 40 santimetre uzunluğa ulaşarak zorlu yaşam mücadelesini kazandı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img decoding="async" src="https://www.trthaber.com/dosyalar/images/AW764805_01.jpg" alt="710 gramlık Arden bebek hayata tutundu" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>130 günlük zorlu yaşam mücadelesi</strong></p>
<p>Arden bebeğin sevk ile hastaneye geldiğini belirten Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Türker Borucu, “24 haftalık dünyaya gelen Arden bebek, geldiğinde solunum cihazına bağlıydı. Dünya geneli bu tür bebeklerin yaşama şansı gerçekten çok düşük, yüzde 80’i ilk bir hafta içerisinde kaybediliyor. Bizimde işimiz çok zordu. Kuvözde anne karnına yakın bir ortam hazırlama çalıştığımız gibi, ekip olarak elimizden gelenin fazlasıyla yaptık. 52 gün boyunca solunum cihazına bağlı kalırken, 35 gün boyunca burnundan solunum desteğine devam ettik” dedi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img decoding="async" src="https://www.trthaber.com/dosyalar/images/AW764805_03.jpg" alt="710 gramlık Arden bebek hayata tutundu" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Hayat mücadelesini o minicik yüreğiyle kazandı</strong></p>
<p>Sürecin çok zorlu geçtiğini anlatan Dr. Borucu, “Beslenme, solunum ve kalp sorunları yaşarken, Arden bebeğimiz iki defa da gözünden ameliyat olma durumunda kaldı; fakat Arden bebek tahminimizden çok daha güçlü çıktı. Bu 130 gün süren hayat mücadelesini o minicik yüreğiyle kazandı. Doğduğunda Arden bebek 710 gramdı; fakat bu süreçte kilo kayıpları oldu, 500 grama kadar düştü. 130 günün sonunda 3 kilo 200 gram ağırlığında, sağlıklı bir şekilde annesine teslim ettik” diye konuştu.</p>
<p><strong>Kanguru yöntem, Arden bebeği hayata bağladı</strong></p>
<p>130 günlük sürecin Arden bebek ve ailesi içinde zor geçtiğini sözlerine ekleyen Dr. Borucu “Annesi her gün düzenli olarak hastaneye ziyaretine geldi. Bizde geldiği her gün bebeği annesinin kucağına vererek erken doğum nedeniyle anne ve bebek arasında kopan bağı kanguru yöntemiyle uyguladık. Bu kanguru bakımı bebeğin sağlıklı taburcu olmasında çok çok etkili oldu” dedi.</p>
<p>Arden bebeğini 130 gün sonra kucağına alan anne Seda Aykıran ise “Arden bebeğimi zorlu sürecin sonunda kucağıma aldım. Onu biz yaşadık ve kazandık” diye konuştu.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.vekibris.com/710-gramlik-arden-bebek-hayata-tutundu/">710 GRAMLIK ARDEN BEBEK HAYATA TUTUNDU</a> first appeared on <a rel="nofollow" href="https://www.vekibris.com">Ve Kıbrıs</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.vekibris.com/710-gramlik-arden-bebek-hayata-tutundu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
