“ACENTELİK” DAHA İYİ YAPILIRSA KİMLER İTİRAZ EDECEK?

"ACENTELİK" DEDİĞİMİZE BAKMAYIN... YAKLAŞAN SEÇİMLERDE, TÜRKİYE İLE İLŞKİLERİ YÖNETME BECERİSİNE SAHİP OLUNDUĞUNU İNANDIRICI BİR ŞEKİLDE ANLATMAK ÖNEM TAŞIYACAK

0
blank

Kuzey Kıbrıs’ta fiili iktidarın Türkiye’deki iktidarın elinde olduğunu tartışmaya gerek var mı, bilmiyorum!

İster aşağıdan bakalım ister yukarıdan bu bir gerçeklik değil midir? Bu gerçeklik uluslararası alanda “Türkiye’nin alt yönetimi” şeklinde ifade edilirken Rum tarafında “işgal” diye niteleniyor. Küçük bir azınlığın “işgal” söylemini saymazsak KKTC’de buna açık bir isim koymaktan kaçındığımızı söyleyebiliriz.

blank
KKTC, HIZLA YENİ BİR SEÇİME DOĞRU GİDİYOR. BU SEÇİMDE, TÜRKİYE İLE İLİŞKİLER ÖNEMLİ BİR ROL OYNAYACAK. TÜRKİYE’NİN KUZEY KIBRIS’TAKİ YAŞAM KOŞULLARI ÜZERİNDEKİ ARTAN ETKİSİNİ YÖNETME BECERİSİNE SAHİP OLDUĞUNU İNANDIRICI BİR ŞEKİLDE ORTAYA KOYMAK ÖNEMLİ OLACAK.

Böyle bir durumda Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde yurttaşların işine yarayacak, onların beklediği kamusal hizmetleri yerine getirecek bir yönetim oluşturmanın gerekliliği hiç kimse tarafından inkâr edilemeyecek bir ihtiyaçtır. Bunun için uğraşanlar da vardır!

Konumuz budur… Sorumuz ise, “bu koşullar altında nasıl bir kamu yönetimi oluşturulabilir” olmalıdır.

UBP Genel Başkanı ve Başbakan Ünal Üstel, bu yönetimi sürdürürken kendisini “Türkiye’nin iş birlikçisi” ve hatta “acentesi” olarak konumlandırmakta sakınca görmüyor. Her sorunun çözümünü Ankara’da arıyor; her fırsatta Ankara’daki muhatapları ile görüşmeye çalışıyor. Ona ortaklık eden YDP Genel Başkanı Erhan Arıklı biraz daha açık sözlüdür. Arıklı, siyasi tutumunu ifade etmekte beis görmüyor. Diğer ortak zaten suskun; bir şey söylemeden bu kervana katıldı, gidiyor!

Bu tutuma muhalefet edenlerin ne yaptıklarını veya ne yapacaklarını anlamak biraz daha zordur ama… UBP’li koalisyonu Türkiye hükümetinin acenteliğini yapmakla suçlarken kendilerinin neye talip olduklarını net bir şekilde ortaya koyamıyorlar.

KKTC muhalefeti, Türkiye ile köprüleri atacağını söylemiyor. Buna karşılık Türkiye ile nasıl bir iş birliği içinde olacağını “kardeşlik ilişkisi” diye geçiştiriyor. Bu tutumu haklı göstermek için KKTC’nin “bağımsız bir devlet” olduğunu vurgulamaya kalkışması ise inandırıcılığını kaybetmesine neden oluyor.

Bu kardeşlik ilişkisinden tam olarak ne anlamamız gerektiğini bir türlü kavrayamıyor; muhatabımızın acente sahibi olmaktan vazgeçip kardeş edinmeye hazır olup olmadığını da bilemiyoruz. Muhalefet adına “acente” denilmese bile gerçekte “çok iyi bir acente” olarak nitelendirilebilecek bir hizmet vermeyi tasarlasa ne olur acaba?

blank

Bugünkü durumda biz, KKTC denen yapıdan “kamusal hizmet” bekleyen müşteriler gibiyiz. Kıbrıslı Türklerin siyasi geleceğinin ne olacağına ilişkin tartışmaları bir kenara koyarsak bugün bizi en fazla ilgilendiren şey, bu kamusal hizmetin kalitesini yükseltmek ve maliyetini mümkün olduğunca küçültmek değil midir?

İyi bir acentelikle iyi bir kamu hizmeti almamızı sağlayacak politik yaklaşıma kaçımız itiraz edecektir?

Bir seçime gidiyoruz… Bu seçimin, adına ister “acentelik” deyin isterse “kardeşlik”, Türkiye ile ilişkiler bağlamında şekilleneceğini düşünüyorum.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz