“ALDATILDIK” DEME HAKKINA SAHİP DEĞİLİZ!

Sorgulayan bireyler veya seçmenlere sahip olmayan demokrasi, umulan sonuçları vermez. Demokrasinin çalışabilmesinin sorumluluğunun en büyük kısmı elbette seçmenlerin omuzlarındadır.

0
blank

“Ben bilirim” demeyin; bizzat kendi iradenizin nasıl oluştuğunu düşünün… Düşünün ve araştırın… Kendi iradenizi etkileyebilecek faktörleri bilirseniz iradenizin gerçek yaratıcısı olabilirsiniz.

Biz şimdi Aralık seçimlerine hazırlanıyoruz. Siyasi partiler adaylarını belirliyor, seçim vaatleri açıklanıyor, anketler yayımlanıyor. Sosyal medya ise çoktan seçim meydanına dönüştü. Seçimleri etkilemek için doğrudan sandığa müdahale etmek gerekmiyor. Seçmenin düşüncelerini, korkularını, beklenti ve tercihlerini daha başka yöntemlerle etkilemek de mümkündür. Ve işin uzmanları türedi… Bunun yollarını biliyorlar.

Bu arada bizim gibi değerlendirmeciler de “taraflı” olmakla suçlanmaya başlandı. “Tarafsız” olmak nasıl olur bilmiyorum ama “herkesin kendi tarafını tutmasını” öneriyorum. Bunu yapabilmemiz için siyasilerin veya konuya “taraf” olanların mesajlarını bellirli kriterlere göre ve bireysel olarak, bizzat kendimiz değerlendirmemiz gerekiyor.

Birey olarak kendi tarafımızı kendimize göre belirleyebilme yeteneğine sahip olmak demokrasinin umulan sonuçları vermesi bakımından da önem taşıyor.

Peki, bütün bunlar karşısında ne yapacağız?

blank

Her gördüğümüze, her duyduğumuza inanmayacağız! Bir haberin binlerce kez paylaşılmış olması, doğru olduğunu göstermez. Bir siyasetçinin görüntüsünü izlemek, onun gerçekten o sözleri söylediğini kanıtlamaz. Bir anketin sonuçlarının yayımlanması, o anketin bilimsel yöntemlerle yapıldığı anlamına gelmez.

Bugünlerde soyal medya oldukça etkili hale geldi ama sosyal medya aracılığıyla gerçeğe aykırı haberler yayılabiliyor. Yapay zekâyla siyasetçilerin söylemedikleri sözleri söylemiş gibi gösteren videolar hazırlanabiliyor. Kaynağı belirsiz anketler seçmenlere sunulabiliyor. Bazı paylaşımlar, insanların öfkelerini veya korkularını harekete geçirmek amacıyla hazırlanabiliyor.

Özellikle seçim anketlerine dikkat etmeliyiz. Anketi kim yaptı? Kim finanse etti? Kaç kişiyle görüşüldü? Örneklem nasıl belirlendi? Kararsızlar hangi yöntemle dağıtıldı? Bu soruların yanıtları yoksa elimizdeki rakamların ne anlama geldiğini de tam olarak bilemeyiz.

Siyasi reklamlara da aynı dikkatle yaklaşmalıyız. Sosyal medyada karşımıza çıkan reklamları kim finanse ediyor? Neden özellikle bize gösteriliyor? Bize ulaşan mesajlar, başkalarına gösterilenlerden farklı mı?

Bir başka önemli mesele de sosyal medyanın yarattığı yanılsamadır. Sosyal medya platformlarının daha önce izlediklerine benzer içerikleri sürekli olarak önünüze çıkardığını artık biliyor olmalısınız. Sürekli aynı görüşleri okuyan, aynı düşünceleri paylaşan insanlarla iletişim kuran bir seçmen ise, toplumun büyük çoğunluğunun kendisi gibi düşündüğünü sanabilir.

Oysa sosyal medyada gördüklerimiz toplumun tamamını temsil etmiyor. Bu nedenle farklı görüşleri de dinlemek, siyasi vaatleri geçmiş uygulamalarla karşılaştırmak ve bilgileri bağımsız kaynaklardan doğrulamak gerekiyor.

Seçim sürecinde siyasi partilerin, medya kuruluşlarının seçmenleri yanıltacak içerikler paylaşmamalarını isteyebiliriz tabii… Ama onlar, “denize düşen yılana sarılır” zihniyeti ile hareket edeceklerdir. Esas sorumluluk seçmenlerin sırtındadır. Zaten seçim sonucu, seçmenlerin kalitesine veya isteğine göre belirlenecektir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz